İnsanı hayattan koparan şey fakirlik değildir.
Yalnızlık da değildir.
Hatta dert bile değildir çoğu zaman…
İnsanı insanlıktan çıkaran, kalbini daraltan, ruhunu yoran şey kıyastır.
Kıyas…
Sessiz gelir. Günah gibi görünmez. Mantıklı bile durur.
Ama içten içe insanın bütün huzur damarlarını keser.
Bir bakarsın evladını sevemez olmuşsun,
çünkü başkasının çocuğu daha başarılıdır.
Bir bakarsın eşine şükredemez olmuşsun,
çünkü birilerinin hayatı sosyal medyada daha “mutlu” görünür.
Bir bakarsın kendi nasibini küçümser olmuşsun,
çünkü başkasının nasibi gözüne daha büyük görünür.
Oysa kimse şunu fark etmez:
Kıyas, nimeti değersizleştirir.
Sahip olduklarını değil, olmadıklarını gösterir.
Ve insanı, Allah’ın verdiği hayata karşı kör eder.
İnsanlığın İlk kırılması kıyas ile başlar bence.
Bu hastalık yeni değil.
İlk kan döküldüğünde sebep neydi?
Kıyas.
Habil ile Kabil…
Biri teslim oldu, diğeri “Neden onunki kabul edildi?” diye kalbine ateş düşürdü.
Hz. Yusuf kuyuya neden atıldı?
Çünkü kardeşleri, babalarının sevgisini ölçtü.
Sevgiyi paylaşılan bir rahmet değil, yarışılan bir üstünlük sandılar.
İblis ne dedi?
“Ben ondan üstünüm.”
Bir tek cümle…
Ama insanlığın kaderine düşen en karanlık cümlelerden biri.
Görüyor musun?
Kıyas, sadece huzuru değil;
merhameti öldürür, kardeşliği bozar, insanı şeytanlaştırır.
Günümüzün Görünmeyen Yangını
Bugün kimse kimseyi kuyuya atmıyor belki…
Ama herkes birbirini kalbinde itiyor.
Komşunun arabası,
akrabanın evi,
arkadaşın işi,
başkasının maaşı…
Ve en acısı:
Çocuklar bile kıyasın yükünü taşıyor.
“Bak o senden daha çalışkan.”
“Bak onun notları daha iyi.”
O çocuk büyüyor…
Ama içinde bir ses kalıyor:
“Ben yetmiyorum.”
Kıyas edilen çocuk ya kibirle şişiyor,
ya değersizlikle çöküyor.
İkisi de insanın ruhunu yaralıyor.
Kıyas Neden Bu Kadar Tehlikeli?
Çünkü kıyas, insanı Allah’ın takdirine karşı huzursuz yapar.
Kendi hayatına değil, başkasının hayatına bakarak yaşamaya başlarsın.
Ve fark etmeden şu cümle kalbine yerleşir:
“Bende eksik bir şey var.”
Oysa eksik olan şey nimet değil…
Bakış açısıdır.
Bir insanın başkasının nasibine bakması,
kendi nasibine haksızlıktır.
Kıyas yapan mutlu olmuyor ki aslında. Belki de kıyas yapmadan razı olan daha mutlu oluyor. Son umre yolculuğunda doksan sekiz kişilik kafilede yedi aile vardı evladından imtihan olan. Bir kaçı yanımızda olan farklı engel taşıyan evlatları olan bu kadın erkek yiğit kişilerin ortak özelliği hepsi birden evlatlarını kimse ile kıyas yapmadan olduğu gibi kabul etmeleri ve tam teslimiyet ile evlatlarını bağirlarina basmaları.
Sen başarısızsın, zayıf aldın, anlamıyorsun, şişman, zayıf, uzun kısa veya başkaca bir kıyaslama yapmıyorlar.
Biraz ağır gelebilir bu sözler ama bugün evini kıyaslayan, yarın arabasını Onur gün evladını, eşini aşını her şeyini kıyaslar ve bunun sonunda onlar gibi olmak için önce kişiliğini, karakterini, terbiyesini Allah korusun başkaca şeylerini ufak ufak kaybeder. Kızmak Yok kıskançlık ve kıyas yapan gerçekçi bir baksın bakalım dine göre nelerini yitirmiş.
Huzurun Kapısı Nerede?
Huzur, kıyasta değil;
kendi payına razı olabilmektedir.
Şükür, kıyası öldürür.
Kanaat, kalbi genişletir.
Teslimiyet, insanı hafifletir.
Çünkü gerçek şu:
Allah kimseyi başkasının hayatını yaşasın diye yaratmadı.
Herkesin imtihanı ayrı, nasibi ayrı, yolu ayrı.
Bir başkasının hikâyesini ölçü alarak
kendi hayatını eksik görmek,
kendi kaderini inkâr etmektir aslında.
Son Söz
İnsan, kıyas yaptıkça küçülür.
Şükrettikçe büyür.
Başkasının bahçesine bakarak
kendi toprağını çorak sanma.
Belki de senin toprağında
henüz açmamış bir çiçek vardır…
Kıyas gözü kör eder,
ama şükür kalbi açar.
Ve insan, ancak kendi nasibine razı olduğunda
gerçekten huzur bulur.
Dua ile...