Açık konuşalım…İnsanların çoğu dua etmiyor.
Evet, yanlış duymadınız. Dua ettiğini zanneden çok; gerçekten dua eden az. Çünkü yapılan şey çoğu zaman dua değil, pazarlık: “Ben istedim, sen ver.” “Ben dua ettim, neden olmadı?”
İnsan, Rabbine yönelirken bile sonucu belirlemek istiyor. Olmazsa kırılıyor, gecikirse şüphe ediyor. Oysa mesele başından beri yanlış yerde aranıyor: Biz fırtınayı dindirmeye çalışıyoruz. Ama gemiyi aramıyoruz. Hayat bana şunu öğretti: Her fırtına dinmez.
Mensubu olmaktan gurur duyduğum Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yaptığım yıllarda, bir operasyonda günlerce süren yağmurun altında kaldık. Geri dönme imkânı yoktu, şartları değiştirme gücümüz de yoktu. Görüş zayıf, zemin kaygan, risk yüksekti. Kimse “Yağmur dursun” diye beklemiyordu. Çünkü biliyorduk: O yağmur durmayacak.
Ama şunu biliyorduk: Nasıl ve nerede duracağımızı bilirsek, ayakta kalırız.
Aynı şartlarda olan insanlar vardı. Ama herkes aynı kalmadı. Bazıları dağıldı, bazıları sertleşti. Bazıları ise sakinleşti.
İşte o gün anladım:
Mesele şartlar değil, insanın içindeki duruş.
Yıllar sonra umrede, Kâbe’nin karşısında dua eden insanlara bakarken aynı gerçeği tekrar gördüm.
Kimisi ağlıyor. Kimisi sadece bakıyor. Kimisi ise dudaklarını oynatıyor ama kalbi başka yerde…
Hepsi dua ediyor gibi…
Ama hepsi aynı yerde değil.
Bir gün yaşlı bir adam dikkatimi çekti. Sessizdi. Ne uzun uzun dua etti ne kendini gösterdi. Ellerini kaldırdı, kısa bir dua etti ve ağlamaya başladı.
Sonra sohbet ettik. Bana şöyle dedi:
“Evladım, ben artık bir şey istemiyorum, sadece O’na ait olmak istiyorum.”
İşte o an anladım: Bu insan fırtınanın dinmesini istemiyor…
Gemiye binmiş.
Tasavvuf ehli der ki: “Fırtına dışarıda değil, içeridedir.” Dışarıdaki rüzgâr, yağmur, dalga. Bunlar sadece görünen taraf. Asıl tufan insanın içinde kopar. Korkular, beklentiler, kontrol etme arzusu…
İnsanı boğan bunlardır.
Dua…
Sanıldığı gibi sadece istemek değildir.
Dua, insanı değiştiren bir yöneliştir.
Bazen hayatı değiştirmez. Ama insanı öyle bir yere taşır ki, artık hiçbir şey onu yıkamaz.
Şimdi herkes kendine şu soruyu sormalı:
Ben gerçekten dua mı ediyorum…
Yoksa sadece hayatımın düzelmesini mi istiyorum?
Çünkü bu ikisi aynı şey değil.
Belki hiçbir şey değişmedi…
Belki fırtına hâlâ devam ediyor…
Ama hâlâ ayaktaysan…
Hâlâ umudun varsa. Hâlâ içinde sağlam kalan bir yer varsa. Bunu küçümseme. Çünkü belki de senin duan, fırtınayı dindirmedi. Ama seni çoktan Nuh’un gemisine bindirdi.
Mesele artık şu: Fırtına dursun mu istiyorsun…
Yoksa doğru yerde mi olmak istiyorsun?
Çünkü fırtınalar hep olacak…
Ama herkes kurtulmayacak.
Kurtulanlardan olmanız dileğiyle...
Muhabbet ve dua ile...