‘Kıymet bilmek, kaybedince arkasından ağlamak değil, yanındayken sımsıkı sarılmaktır.’ demiş Mevlana Celalettin’i Rumi…

Geçen senelerde yaşadığımız bu pandemi süreci her birimize sahip olduklarımızın farkına varmayı ve kıymetini bilmeyi hatırlattı.

Zamanın, ailemizin, sağlığımızın, doğanın, kendimizin ve sevdiklerimizin yeterince kıymetini bilmek bizleri yaşam içinde daha tatminkâr ve huzurlu kılacaktır.

Modern dünyada kıymet bilen insanlara daha fazla sayıda ihtiyacımız var. Kıymet bilmek, hak ve hakkaniyeti de beraberinde getirir. Bir insanın, bir hatıranın, bir eşyanın kıymetini bilmek için vefalı olmayı sağlar.

Yapılan iyiliklerin, güzelliklerin unutulmaması, yok sayılmaması insanı değerli hissettirir. Kıymet bilmek, o kaybedemeyeceklerimizi her daim hatırlamaktan geçer.

Birine sesimiz yükseldiğinde bile bu gerçeği hatırlamak bizi yatıştırabilir.

Kıymet bilmek, kendini bilmektir. Kendimize değer vermek önemlidir. Bir bilgin ‘Kendi yüreğine bakabilme cesareti gösterenler gönlünün muradını keşfedenlerdir. Dışarıya bakan rüya görür, hayal dünyasında kaybolur, içeriye bakan uyanır, kendini keşfeder’ demiştir.

Suda yaşayan balık suyun kıymetini bilmez, sudan çıkarılınca suya kavuşmak için çırpınıp durur. İnsanlar da böyledir. Mevcut nimetlerin şükrünü hakkıyla bilemez, beterin beterini yaşamadıkça pek anlamaz.

Bir insana değer vermek, onun gerçeklerini anlamaya çalışmak ve onu olduğu gibi benimseyebilmektir. Ama birçok kişi diğer insanlara değer verdiği sanısıyla aslında kendi narsist ihtiyaçlarına doyum sağlar.

Mevlana’nın ne güzel sözleri var.

Gönül almayı bilmeyene ömür emanet edilmez.

Gönül hissetmezse kulak duymuş neylesin, kalp sevmedikçe el dokunmuş neylesin.

'Aradığın seni arayandır.'

Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur. Düşmem dersin düşersin, Şaşmam dersin şaşarsın. Öldüm der durur, Yine de yaşarsın.

Bazı insanlara çoğu zaman taşıyamayacağı yükler veriyoruz. Değer vermek gibi mesela...

Ciddiye alınmamak, sana değer verilmediğini anlatmanın en iyi yolu olsa gerek.

Okuduğum bir kitapta geçen “İnsanları gözünde devleştirme, bir gün o dev gördüklerinin aslında cüce olduğunu gördüğünde artık çok geç olur.” Sözleri bana ziyadesiyle tesir etti.

Peki diyeceksiniz ki etki etti de karşınızdakine ona göre mi değer verdiniz, ona göre mi davrandınız? Yok beceremedim. Karşımdakine değer vermeye olması gerekenden fazla değer vermeye devam ettim. Karşılığında ben değer verdikçe karşımdaki kendini yükseltti, yükseltti. Öyle bir yere geldi ki artık ben bile ona ulaşamaz olmaya başladım.

Etrafımızda o kadar çok bizi anlamayan insan var ki; eşimiz anlamaz, kardeşimiz anlamaz, evladımız anlamaz, akraba arkadaş kimseler anlamaz. Bu anlamaz durum içinde değer verdiğiniz biri vardır ve ondan anlayış beklersiniz. Bu eşiniz, dostunuz, arkadaşınız, büyüğünüz, küçüğünüz hemcins veya karşı cins kısaca birileri olabilir.

Ama bundan beklediğiniz vefa, anlayış, samimiyet, kıymet, değer adı her neyse işte onu bulamamak adamın kalbini bir başka acıtır. Oysa onunla ilgili bir çıkarınız, bir beklentiniz yoktur. Ama o değer verdiğiniz de diğerleri gibi sana ilgisiz, samimiyetsiz ve vefasız kalır.

Ezcümle;

Yazık ki değer verdiğiniz kadar değerlisiniz sözünün doğruluğunu biliyor ama hayatımda uygulamakta zorluk çekiyorum.