
İnsanı diğer canlılardan ayıran en büyük özellik, düşünebilme yeteneğidir. Düşünmek; görmekten öte, anlamak demektir. Yalnızca gözle değil, akılla, kalple ve vicdanla bakabilmektir. Düşünmek, her duyduğuna inanmamak; her söyleneni sorgulamak, her doğruyu yeniden tartmak cesaretidir.
Çünkü hayat boyunca bize öğretilen pek çok şey, zamanla sorgulandığında anlamını yitirebilir. Dün doğru sandıklarımız bugün yanlış olabilir. Gerçek bilgiye ulaşmak, ezberin ötesine geçmekle mümkündür. Düşünmeyen insan, başkasının doğrularıyla yaşar; düşünen insan ise kendi yolunu bulur.
Düşünmek, bir nevi içsel devrimdir. İnsan kendi zihninin zincirlerini kırar, kalıpları yıkar, cesaretle “ya öyle değilse?” diye sorar. Her büyük buluş, her ilerleme, her aydınlanma bu soruyla başlar. Çünkü sorgulamak korkakların değil, düşünenlerin işidir.
Düşünebilmek, insanın kendini tanımasıyla başlar. Kendini tanımayan, dünyayı da doğru okuyamaz. Düşünmek; sadece akılla değil, vicdanla, empatiyle, insanlıkla yapılır. Bu yüzden düşünmek, bir lüks değil; hayati bir gerekliliktir.
Toplumlar düşünmeyi bıraktığı anda gerilemeye başlar. Çünkü düşünmeyen toplumlar, başkalarının fikirleriyle yönetilir; kendi kaderlerini ellerinden verirler. Düşünmek özgürlüktür; düşünmemek ise zincir.
Gerçek düşünce, her şeyi olduğu gibi kabul etmek değil, her şeye bir kez daha, farklı bir gözle bakabilmektir. Düşünmek, bir fikri yüceltmek değil, fikri sınamaktır. Çünkü bazen en büyük yanılgılar, “herkes böyle söylüyor” cümlesinin arkasına gizlenir.
Unutma: Düşünmek, sadece bilmek değil; bildiğini yeniden değerlendirmektir.
Ve bazen bir tek düşünce, bütün hayatı değiştirebilir.