İsraf, yalnızca sofrada yenmeyen yemeği tabakta bırakmak ya da ihtiyacın olmadığı halde suyu fazla tüketmek değildir. Gerçek israf, insanın zamanını ve enerjisini, hak etmeyen kişilere harcamasıdır. Nankör, çıkarcı ve menfaatçi duygularla hayatımıza giren insanlara sabır göstermemiz; aslında kendimize yaptığımız büyük bir haksızlıktır.
Sence de öyle değil mi? Kıymetli dostum
İnsan, çoğu zaman karşısındakinin niyetini bilir. Ama bilmesine rağmen görmezden gelir, sessiz kalır, göz yumar. İşte tam da bu anlar, hem kalbin hem de ruhun israfa uğradığı anlardır.
Unutulmaya yüz tutmuş küçük davranışlar vardır. Belki fark edilmezler ama zamanla kalpte mide bulandırıcı bir tortu bırakırlar. Pembe yalanlarla rengârenk masallar arasında hiçbir fark yoktur aslında. Yalan, büyüğüyle küçüğüyle yalandır; şekli değişse de özü aynıdır.
Hayatta sahip olabileceğiniz en kıymetli şeylerden biri, size dostluk edebilecek bir insandır. Soğuk bir bardak su gibi ferahlatan, bir ağacın gölgesi gibi serinleten, bilgeliğiyle ve yaşam tecrübesiyle size yol gösterecek bir dost… Kendini geliştirmiş, hem aklı hem yüreği olgun bir insan… Tıpkı yaşlı bir çınar gibi. Böyle biri hayatınıza dâhil olduğunda, pek çok şeyin seyri değişir, geleceğiniz bile farklı bir yöne evrilir.
Ancak kibirle beslenen biri, bu türden dostluklara da kulağını kapatır. Danışmayı bilmeyen, öğrenmeyi de beceremez. Oysa fikir alışverişi yapmak, hayatın temel ihtiyaçlarından biridir.
Artık anlamalısın: Her şeyi bilen sen değilsin. “Ben bilirim” duygusuyla büyüyen bir egon varsa, deniz kenarına inşa edilmiş bir kumdan kaleden farkın kalmaz. O kaleyi bir gün dalgalar mutlaka yıkacaktır.
Ve o gün geldiğinde, aslında bu sonu kendi ellerinle hazırladığını fark edeceksin.