Murat Çavuşoğlu'nun 'Kişisel Gelişiyorum' kitabından...

Bazen insan, aynı gökyüzünün altında nefes aldığı varlıkların nasıl bu kadar hoyrat, nasıl bu kadar acımasız, nasıl bu kadar ikiyüzlü olabildiğini anlamakta zorlanıyor;çünkü ne akıl ne de kalp, bu çelişkileri bir çırpıda kabul edebiliyor.

Düşünsene, aramızda kedilere bile iftira atmaktan çekinmeyen, masumiyetin sembolü bir hayvanı bile karalayabilecek kadar vicdanının sesini susturmuş insanlar var; bu insanlar ki, sırf kendi karanlık duygularına ortak bulmak için gerçekleri eğip bükmekten, algı yaratmaktan ve başkalarının gözünde seni değersizleştirmekten çekinmezler.

Bugün sana gülümseyerek sarılan, gözlerinin içine bakarak “dostum” diyen birinin, yarın senin yokluğunda sırtından bıçaklayan kişi olabileceğini bilmek, insanı en çok yoran farkındalık değil mi?

Ne kadar içten, ne kadar samimi davransan da, bazı insanlar sadece arkandan dedikodu üretmeyi, başarılarını küçümsemeyi ve varlığını tehdit olarak algılamayı alışkanlık haline getirmişler; çünkü senin yükselmen onların için-deki eksikliği daha da görünür kılıyor ve senin ışığın onların karanlıklarını daha fazla açığa çıkarıyor.

Güzelliğini kıskanan, saç renginden rahatsız olan, sırf biraz daha karizmatik görünüyorsun diye içinde seni sevmek yerine sana öfke büyüten insanlar, ne yazık ki bu çağın en görünür çelişkilerinden biri haline geldi; çünkü onlar, güzellik karşısında hayranlık duymak yerine düşmanlık üretmeyi tercih ediyorlar.

Oysa sen, onların en zor zamanlarında yanında oldun; yağmurda ıslanırken şemsiye uzatan sendin, kimse kalmadığında kapılarını açan yine sendin ama ne gariptir ki, ihanet en çok kalbini açtıklarından geldi ve dost bildiklerin, en büyük zararı verenlere dönüştü.

Kendine sormalısın belki de artık: Gerçekten nankör olan kedi mi, yoksa insan mı?

Bir insanın, senin ona verdiğin değeri anlayamayacak kadar yoksun oluşu bir eksiklik değil mi? Edebi bilmeyen, vefayı tanımayan, teşekkür etmek yerine suskun kalmayı seçen, hatta bazen seni yok sayarak cezalandıracağını düşünen biriyle kurduğun her bağ, aslında yavaş yavaş seni eksiltiyor.

İyi niyetle uzattığın her el, kimi zaman boşlukta kalıyor; çünkü bazıları o eli tutacak yüreğe sahip değil. Ve sen fark ettikçe yıpranıyorsun; çünkü insan kırıldığını belli etmemek için en çok kendi içine konuşuyor.

İşte bu yüzden, insanların söylediklerine fazlaca kulak vermemeyi öğrenmen gerekiyor. Boş konuşan o kadar çok insan var ki, anlamın ağırlığını taşıyamayan dillerle, yargının keskinliğini kullanmaktan hiç çekinmiyorlar.

Ve kabul etmeliyiz ki, bazen en büyük acı, zekâ seviye-sinin ayakkabı numarasından bile düşük olduğu halde büyük iddialarla konuşan insanlarla aynı dünyada, aynı şehirde, hatta aynı odada yaşamak zorunda oluşumuz-dur.

İçimizde fırtınalar koparken susmak zorunda kalmak, bildiğimiz doğruları haykırmak yerine yutkunmayı tercih etmek, bazen insan olmanın en sessiz ama en ağır yanıdır.