Yılan ateş böceğini yemek üzereyken ateş böceği, “Sana bir şey sorabilir miyim?” dedi.
Yılan, “Kurbanlarımın sorularını cevaplamam ama sana izin vereceğim, haydi sor.” diye yanıtladı.
Ateş böceği sordu: “Sana bir şey mi yaptım?”
“Hayır” dedi yılan.
Senin besin zincirine mi dâhilim?” diye sordu ateş böceği.
“Hayıır” diye alaycı bir edayla yanıtladı yılan.
“O halde niçin beni yemek istiyorsun?” diye tekrar sordu ateş böceği.
“Işığını görmeye dayanamıyorum da ondan.” dedi yılan.
Batılı şarkiyatçıları ve filozofları felsefenin kaynağı Hint bilgelerine dayandığını beyan ederler. Bu bilgelerin M.Ö. 2000 yıllarında insan için söyledikleri: “Önce sükût vardı, kelam (söz) değil, tanrı sükûttur, sen bir tanrısın” sözleri çok anlamlıdır. İbrahim (a.s.) Moria dağında, Musa (a.s.) Tur dağında, İsa (a.s.) Zeytin dağında, Muhammed (s.a.v.) Hıra dağında sükût halinde düşünürken ilahi şuura erdi. Buddha sükût halinde incir ağacı altında aydınlandı.
Bu bağlamda bazen gecenin ıssızlığında âlem gaflet uykusundayken sükût içinde derin düşüncelere dalıp, hüzünlenip ağlayarak rahatlayın, içinizde biriken katmanlaşmış kötülükleri dışarı atın. Ağlamak* kendini bulmaktır, hakikati anlamaktır, sükûta ve şuura ermektir. Sükûta erip emrolunduğun gibi doğru ve masum düşünceler içinde sevgiyle yaşarsan ilahi olan mutlaka sana doğru akar, tanrının tüm güzellikleri hemen yanına gelir. Sevgiyle gelir, mutlulukla gelir, aydınlıkla gelir, iç huzurla gelir.
Hiçbir şeyden elinizi eteğinizi çekmeden hem yaşama hem de dostlarınıza sıkı sıkıya sevgiyle sarılıp coşkuyla bağlanın, insanları ve yaşamı sevin, her anın zevkini çıkartın. Biliniz ki insanı en mutlu eden, en büyük ihtiyaç muhabbettir ve muhabbet etme kabiliyetini kaybeden insan bedbaht olur. Bu yüzden bazen akrabalarınızla, dostlarınızla muhabbet edin.
“Allah’ın yitik hazineleri yıkık gönüllerdedir, kim ki bir yıkık, kalbi kırık olanın gönlünü alırsa Allah’ın yitik hazinelerine kavuşur.” der bir kutsi hadis. Bazen çaresizin, dermansızın, garibanın sorun halini. Biliniz ki bireysel aşk beşerî aşkı, beşerî aşk ta ilahi aşkı doğurur. Bir kitaba âşık olun, bir türküye, şarkıya, bir işe, mesleğe âşık olun, bir sevdaya tutulun, az uyuyun, çok çalışın, çok okuyun, sorun, araştırın, öğrenin, yeter ki bomboş insan olmayın. Donanımlı, deneyimli, birikimli, tecrübeli, çalışkan insan olun ama mutlaka faydalı insan olun. Doğaya, tabiata, insana, bebeğe, çiçeğe, çimene, güçsüze, dermansıza, tüm insanlığa fayda sağlayın. Çünkü dinimiz “Sizin en hayırlınız birbirine faydası dokunandır.” demektedir.
Her zaman uyumlu ve dengeli yaşamaya çalışın. Ne sağa ne sola aşırıya kaçmayın, her daim dengeyi bulun. Orta yolu, mantıksal yolu, dengeyi tutturanlar manen ve madden zirvelere çıkar, tutturamayanlar derin uçurumlara düşüp tarihin çöplüğünde kaybolup giderler. Bir aşırı uçtan diğerine kaydığınızı fark ettiğiniz an aşırılıkları seçmeyip ortada durun, dengeyi tutturun, o zaman zirvelere çıktığınızı anlarsınız. Zirvelere çıkmak emek ister çaba ister sabır ister. Zirvelerde tutunmak daha da zordur. Bu da olağanüstü düzeyde çalışma, erdem, sevgi, saygı, hoşgörü, anlayış gibi insani ve kutsal değerlerle gerçekleşir. Biliniz ki kâinat güzel ahlak üzerine yaratılmıştır.
Okumayan, araştırmayan, sormayan, sorgulamayan kişi dengeyi bulamaz, hayatın anlamını bilemiz, yalnızca mecrasını bilmeden şiddetle akan selin önünde bir sağa, bir sola savrulan boş kütük gibi hayatın içinde amaçsızca savrulur gider. Bu tarz insan yığınları sadece biat ederler, kula kulluk ederler, kendi öz iradeleriyle yaşayamazlar. Akılları gelişemediğinden sadece maruz kalırlar, çünkü yığınlar anlamaz sadece maruz kalır. Etrafınıza bakın sadece cahil kitlelerin mutlu olduğunu görürsünüz. Bunlar başkasının aklı olmadan yaşayamazlar, uşak gelir, dalkavuk giderler. Menfaatleri, çıkarları uğruna her kılığa girerler.
İslam Filozofu Farabi’nin: “Kur’an bir felsefedir felsefe bilmeyen Kur’an’ı anlayamaz.” Sözlerinde olduğu gibi çok okuyup akıllarını, zihinlerini artıramayanlar ne dini ne imanı ne de hakikati anlayamazlar. Bu tarz insanlar fırsatçıdırlar, her fırsatı kişisel çıkarı uğruna değerlendirirler. Bazen sırtlan gibi arkadan dolanırlar, bazen leş kargaları gibi en güçsüz anı kollarlar. Aynı zamanda kan emici yarasalar gibi karanlıkları severler çünkü karanlıklardan beslenirler, aydınlıklardan korkarlar. O yüzden aydınlanmış kültür seviyesi yüksek insanları hiç sevmezler. Ama unutma ki “Işığın olduğu yerde tüm karanlıklar kaybolur.”
Kişiliğimizi yapan hafızadır, hafıza ise okumadan, araştırmadan, sorgulamadan gelişemez. Körü körüne biat eden değil, birbirine düşüncesini dayatarak, birbiriyle çatışarak farklı düşünce kamplarına bölünen değil okuyan, sorgulayan, araştıran, kafa ve zihin gelişimini tamamlayan, tartışarak doğruyu, orta yolu, hakikati bulan uyumlu, kültürlü, çağdaş ve medeni fertler ve toplumlar olmalıyız. Bu ise saçma sapan dini bilgilerle değil çağdaş, bilimsel eğitim modeliyle gerçekleşebilir.
Bu itibarla sürekli okuyun, araştırın, sorun, sorgulayın, donanımlı, birikimli, dahi ve bilge karakterli insan olun. Her daim aydınlanmış insanlardan feyz alın. Alman filozof Goethe’nin “Ya örs olun ya çekiç” sözünü ilke edinin. Çok okuyarak ışık olun, önce kendinizi sonra etrafınızı aydınlatan fenere dönüşün. Çocuklarınızı ve dostlarınızı bilge seviyesinde yetiştirin. Çünkü bilgelik Tanrı mesleğidir. Sadece bilge insanlar hakikati anlayabilir ve bilge insan tanrının komşusudur.”
------------
*Sosyal ve Psikolojik olarak yapılan araştırmalarda ağlamanın “insanların ruh sağlığını pozitif yönde etkilediği, katı kalpleri yumuşattığı, kendine veya çevresine zarar verebilecek olan bir bireyin sakinleşmesini sağladığı, vücuttaki zararlı toksini gözyaşları ile atabildiği, gözleri bakterilerden arındırıp temizlediği” tespit edilmiştir.
Yener Kazan