Diyelim ki 1973 yılında beni derin bir uykuya yatırdılar ve tam elli yıl sonra, 2023’te uyandırdılar. Gözlerimi açtığımda ilk sorum şu olurdu: Bu yarım asırda neler değişti?
Elbette ilk bakışta beni en çok şaşırtan şey teknoloji olurdu. Avucumuzun içindeki telefonlarla dünyanın öbür ucuna saniyeler içinde ulaşabilmek, yapay zekâların insan gibi konuşabilmesi, otomobillerin kendi kendine hareket edebilmesi… Bunlar 1973’ün dünyasında neredeyse bilim kurgu sayılacak gelişmeler. İnsanlığın bilgi üretme ve teknik kapasitesinin ne kadar ilerlediğini görmek hayret verici olurdu.
Ama biraz durup insanlara bakınca, asıl şaşkınlığım belki de başka bir yerde başlardı: İnsan davranışlarının büyük ölçüde aynı kaldığını görmek.
Aradan geçen elli yıl boyunca teknoloji devrimler yaşamış, şehirler büyümüş, iletişim hızlanmış olabilir. Fakat insanın gündelik davranışlarına baktığımda tanıdık bir manzara ile karşılaşırdım. Hâlâ ifrat ile tefrit arasında gidip gelen bir toplum… Hâlâ emeksiz kazanç peşinde koşan insanlar… Söylediği ile yaptığı arasında yüz seksen derece fark bulunan hayatlar… Az okuyup çok konuşan kalabalıklar…
Toplumun aynasına baktığımda başka sahneler de değişmemiş gibi görünürdü. Elâlem ne der kaygısıyla yaşayanlar… “Güzel kızım, akıllı oğlum” ikilemi içinde çocuk yetiştiren aileler… Ve hâlâ yaya geçidinde bile insana araba sürebilen bir hoyratlık…
O zaman insan ister istemez şu soruyu sorardı: Eğer teknoloji bu kadar ilerlediyse, neden insan davranışları aynı hızla değişmedi?
Belki de cevabı aramak için önce ekonomiye bakardım. 1973 ile 2023 arasındaki yarım asırda toplumun geniş kesimlerinin hayatında büyük ve kalıcı bir refah artışı olmuş mu? Eğer olmamışsa, belki de bazı davranışların değişmemesi bundan kaynaklanıyordur. İnsan, güvenceli ve adil bir ekonomik düzen içinde yaşamadıkça kısa yollar aramaya, günü kurtarmaya, hatta bazen birbirinin hakkını ihlal etmeye daha meyilli olur.
Sonra özgürlükler alanına bakardım. İnsanların düşüncelerini, eleştirilerini, farklılıklarını rahatça ifade edebildiği bir toplum mu inşa edilmiş? Çünkü özgürlüklerin genişlediği toplumlarda sadece teknoloji değil, zihniyet de gelişir. Sorgulayan bireyler çoğalır, davranış kalıpları değişir, toplumsal olgunluk artar.
Belki de elli yıl sonra uykudan uyanan biri için asıl mesele şudur: Değişen şeyler ile değişmeyenler arasındaki farkı görmek. Teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerlerken insanın ahlakı, toplumsal kültürü ve davranışları aynı hızla dönüşemiyorsa, orada düşünmemiz gereken bir mesele var demektir.
Yarım asırlık mesafeden bakınca insan şu sonuca varabilir: Asıl ilerleme makinelerde değil, zihniyetlerde gerçekleştiğinde gerçek anlamını bulur.
Belki de asıl soru şudur:
Elli yıl sonra uyandırıldığımızda, insan olarak gerçekten değişmiş olacak mıyız?