İHA teknolojisi; 20. yüzyılın başlarında geliştirilmiş ve hava araçlarının insansız olarak yönetilebileceği fikri üzerine şekillenmiştir. Bu teknolojinin askerî amaçlarla kullanımı özellikle I. Dünya Savaşı’nda ortaya çıkmıştır. Charles F. Kettering tarafından 1917 yılında geliştirilen Kettering Bug, ilk İHA prototipi olarak kabul edilir.

II. Dünya Savaşı’nda Almanya’nın V-1 uçan bombaları, İHA’ların askerî çatışmalarda stratejik bir araç olarak kullanılabileceğini göstermiştir. 250 km’lik bir menzile sahip olan V-1’ler, hedefe ulaştığında patlayarak yıkıcı etkiler yaratmıştır. Amerika Birleşik Devletleri, 1960’larda özellikle Vietnam Savaşı’nda İHA’ları keşif ve gözetleme amaçlı kullanmaya başlamıştır.

1990’lar, İHA teknolojisinin önemli bir dönüm noktasıdır. Körfez Savaşı’nda ABD’nin RQ-2 Pioneer İHA’ları, Irak hedeflerini tespit etmek ve topçu ateşini yönlendirmek için kullanılmıştır. 1999 yılında Kosova Savaşı’nda Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), RQ-1 Predator İHA’larını kullanarak gözetleme ve istihbarat toplama operasyonları gerçekleştirmiştir. Predator hem keşif hem de silahlı görevlerde kullanılabilen ilk modern İHA’lardan biri olarak dikkat çekmiştir. 2000’ler, İHA’ların silahlı çatışmalarda daha aktif roller üstlendiği bir dönem olmuştur. 2001 yılında ABD, Afganistan’daki el-Kaide hedeflerini vurmak için Predator İHA’larını silahlandırmıştır. 2010’lar, İHA’ların operasyonel etkinliğinin daha da arttığı bir dönemdir. ABD’nin İHA’ları; Afganistan, Irak ve Yemen gibi bölgelerde geniş çaplı operasyonlarda kullanılmıştır.

Türkiye, İHA’ların askerî operasyonlarda etkin bir şekilde kullanılmasında öncü ülkelerden biri olarak öne çıkmıştır. 2000’li yılların başlarında İHA geliştirme çalışmaları özellikle 2010’lu yıllarda Bayraktar TB2 ve ANKA gibi yerli platformların geliştirilmesiyle hız kazanmıştır. Bu teknolojiler, Türkiye’nin terörle mücadele operasyonlarında ve sınır güvenliği görevlerinde kritik bir rol üstlenmiştir. Bayraktar TB2, 2016 yılında Fırat Kalkanı Harekâtı’nda etkin bir şekilde kullanılarak keşif ve saldırı görevlerinde üstün başarı sağlamış, Türkiye’nin operasyonel kabiliyetlerini artırmıştır. Türkiye’nin İHA’ları, iç güvenlik operasyonları dışında Libya, Karabağ ve Suriye gibi uluslararası çatışmalarda da etkin bir şekilde kullanılarak ülkenin bölgesel gücünü artırmıştır. Yerli ve millî üretime verilen öncelik; Türkiye’yi İHA teknolojilerinde dışa bağımlılıktan kurtarırken uluslararası arenada teknoloji ihracatçısı bir ülke konumuna getirmiştir. Bu süreç, Türkiye’nin modern savaş doktrinlerinde İHA’ların merkezî bir rol üstlenmesini sağlamış; ülkenin savunma sanayisi kapasitesini küresel ölçekte görünür kılmıştır.

2020’ler, İHA’ların savaş alanındaki kullanımında yeni bir dönemi temsil etmektedir. Ukrayna, ticari İHA’ları modifiye ederek hem keşif hem de saldırı operasyonlarında kullanmıştır. Savaş, İHA’ların sadece askerî araç olarak değil, aynı zamanda yenilikçi teknolojilerin test edildiği bir platform olarak da kullanıldığını göstermiştir. Yapay zekâ destekli navigasyon sistemleri, sürü teknolojileri ve otonom İHA’lar; bu dönemde test edilmiş ve geliştirilmiştir.

Rusya-Ukrayna Savaşı, İHA’ların askerî operasyonların yanı sıra psikolojik bir silah olarak da kullanılabileceğini göstermiştir. Özellikle kamikaze ve saldırı İHA’ları hedef alınan bölgelerde korku, endişe ve belirsizlik yaratmış; savaşın psikolojik boyutunu şekillendirmiştir. Hedef tespiti ve tehdit analizi gibi işlevler, yapay zekâ algoritmaları tarafından daha hızlı ve doğru bir şekilde gerçekleştirilecektir. İHA teknolojisi, şehir savaşlarında önemli bir oyun değiştirici olarak konumlanmaktadır. Şehir savaşları genellikle yüksek nüfus yoğunluğu ve karmaşık yapıları nedeniyle zorluklar barındırır. İHA’ların çevikliği, hassasiyet kapasitesi ve keşif yetenekleri, bu tür çatışmalarda benzersiz avantajlar sunmaktadır.

Rusya-Ukrayna Savaşı, İHA teknolojilerindeki yenilikleri hızlandırmıştır. Yapay zekâ destekli ve sürü İHA teknolojileri, sahadaki operasyonların hızını ve doğruluğunu artırarak insan müdahalesine gerek kalmadan karmaşık görevleri yerine getirebilmektedir. Bu durum, sahadaki insan kayıplarını azaltırken operasyonel etkinliği artırmaktadır. Rusya-Ukrayna Savaşı, İHA teknolojisinin gelecekteki savaşlardaki rolünü şekillendiren bir laboratuvar işlevi görmüştür. Son yıllarda meydana gelen iki büyük savaş, modern savaşın karakterine ilişkin önemli ipuçları sunmaktadır. Ukrayna’da Drone Devrimi, Ortadoğuda’da Füze dengesi. Bunlardan ilki, 2022 yılında başlayan Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile şekillenen Doğu Avrupa cephesi; diğeri ise Orta Doğu’da İran ile İsrail savaşıdır. Bu iki çatışma sahası incelendiğinde modern savaşın iki farklı yüzü ortaya çıkmaktadır. Ukrayna sahası yoğun drone ve topçu kullanımına dayalı taktik bir yıpratma savaşı niteliği taşırken, İran-İsrail savaşı uzun menzilli füze kabiliyetlerinin belirleyici olduğu stratejik rekabet görünümü arz etmektedir. (MİA)

Rusya ile Ukrayna arasında devam eden savaş, klasik kara savaşının modern teknolojilerle nasıl dönüşebileceğini gösteren önemli bir örnek teşkil etmektedir. Savaşın ilk safhasında dikkat çeken sistemlerden biri Türkiye tarafından geliştirilen Bayraktar TB2 olmuştur. TB2 platformu özellikle savaşın ilk aylarında zırhlı birlikler, konvoylar ve lojistik hatlara karşı etkili taarruzlar gerçekleştirmiştir.

Milyonlarca dolar değerindeki zırhlı platformların birkaç bin dolarlık drone’lar tarafından imha edilebilmesi, klasik zırhlı harp doktrinini ciddi biçimde tartışmaya açacaktır.

Buna karşılık İran ile İsrail arasındaki savaş farklı bir karakter taşımaktadır. İki ülke arasında doğrudan kara teması bulunmamaktadır ve aradaki mesafe yaklaşık 1500–2000 kilometre civarındadır. Bu nedenle çatışma dinamiği büyük ölçüde uzun menzilli silah sistemleri üzerine kuruludur. Bu bağlamda İran’ın başlıca vurucu gücü balistik füze sistemleri, uzun menzilli seyir füzeleri ve kamikaze drone sistemleri olmuştur. Buna karşılık İsrail, çok katmanlı hava savunma mimarilerinden birine sahiptir. Bu mimarinin temel unsurları arasında Iron Dome, David's Sling ve Arrow 3 sistemleri yer almaktadır. Bu sistemler özellikle yavaş ve düşük hızlı hedeflere karşı oldukça etkili olduğundan İran’ın saldırılarında balistik füze kapasitesine daha fazla ağırlık verdiği görülmektedir.

İki Farklı Savaş Paradigmasını, Taktik Cephe Savaşı ve Stratejik Menzil Rekabeti olarak şunlar söylenebilir. Rusya Ukrayna savaşı, kara teması bulunan geniş cepheli, drone ve topçu sistemleri ile destekli bir savaş. İran-İsrail savaşının ise daha çok mesafe odaklı stratejik rekabet olarak değerlendirilerek, balistik ve seyir füzelerinin daha çok kullanıldığı, yoğun ve çok katmanlı Hava Savunma Sistemlerinin daha konuşulur durumda olduğu görülmektedir.

Tek bir teknolojinin, savaşın kaderini belirlediğini söylemek mümkün değildir. Ukrayna sahası insansız sistemlerin taktik savaş alanında devrim yarattığını gösterirken, İran-İsrail savaşının uzun menzilli füze sistemlerinin stratejik rolünü açık biçimde görüyoruz. Dolayısıyla geleceğin savaşları yalnızca drone çağı ya da füze çağı olarak tanımlanamaz. Yeni dönem, bu iki teknolojinin entegre edildiği ağ merkezli harp konsepti ile şekillenerek, 21. yüzyılın savaş alanının artık yalnızca tankların ve savaş uçaklarının değil; sensörlerin, veri ağlarının, algoritmaların ve insansız platformların hâkim olduğu karmaşık bir harp ortamına dönüşecektir.

Responsible Statecraft dergisindeki bir yayına göre ABD, İran’a yönelik “Kükreyen Aslan” operasyonunda hedeflerin belirlenmesi ve önceliklendirilmesi için Claude adlı yapay zekâ modelini kullandı. Sistem, savaşın ilk 24 saatinde yaklaşık 1000 hedefi analiz edip öncelik sırasına koydu ve bunu insanın yapamayacağı hızda gerçekleştirdi. Yapay zekânın savaş alanındaki rolü, metin, istihbarat ve sensör verilerini analiz ederek hedef belirleme, veri karşılaştırma, senaryo üretme ve karar destek görevlerinde kullanılıyor. Bu tür teknolojiler daha önce de kullanılmış olsa da, Rusya-Ukrayna Savaşı yapay zekânın askeri operasyonlarda geniş çapta kullanıldığı ilk büyük savaş oldu. Modern savaşta yapay zekâ, veri analizi ve bulut altyapısı operasyon planlama, hedef seçimi ve karar hızını artıran kritik unsurlar haline gelmiştir. Ayrıca veri merkezleri de yeni stratejik hedefler olarak önem kazanmaktadır.

ABD'ye bağlı ve Körfez ülkelerinde bulunan veri merkezleri İran'ın misilleme saldırılarının hedefi haline geldi. "Financial Times", İran'ın Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn'deki Amazon tesislerine yönelik insansız hava aracı saldırılarının, bölgedeki Amerikan teknolojik gücünün önemli sembolleri olan ve hava saldırılarına karşı savunulması zor olan bulut tesislerinin kırılganlığını vurguladığını belirtiyor. Bu aynı zamanda savaşlarda hasar hedefi olarak veri merkezlerinin öneminin arttığı anlamına da gelebilir. Yapay zekâ; Kükreyen Aslan’ı Aslan Kapanından nasıl kurtaracak?