Kötülük cezasız kaldığında, yalnızca artmaz; aynı zamanda yayılır. Çünkü insan davranışı yalnızca bireysel bir tercih değil, aynı zamanda gözlemle öğrenilen bir alışkanlıktır. Bir kötülüğün karşılıksız kaldığını gören kişi, bunu bir “izin” olarak yorumlar. Cezasızlık, kötülüğün en güçlü besinidir.
Bugün neredeyse her gün televizyonlarda, sosyal medyada, haber sitelerinde kötülüğün farklı yüzlerini izliyoruz. Peki bu kadar görünürlük, kötülüğü azaltıyor mu, yoksa ona bir sahne mi sunuyor? Teşhir edilen her kötülük, aslında bir tür tanınma ve görünürlük sağlıyor. Modern dünyada görünür olmak, çoğu zaman değerli olmakla eş anlamlı hale geldiği için, bazı insanlar için bu kötü şöhret bile bir ödül haline gelebiliyor.
Psikolojik açıdan bakıldığında, özellikle kimlik arayışında olan bireyler için “dikkat çekmek” temel bir ihtiyaçtır. Sağlıklı yollarla bu ihtiyacını karşılayamayan birey, dikkat çekmenin en hızlı yolunun sınır ihlali olduğunu fark eder. Böylece kötülük, bir tür iletişim biçimine dönüşür. Bu noktada kötülük sadece zarar verme eylemi değil, aynı zamanda “beni görün” çığlığıdır.
Sosyolojik açıdan ise mesele daha da derindir. Toplumlar, görünür olan davranışları normalleştirir. Sürekli tekrar edilen bir şey, zamanla sıradanlaşır. Akran zorbalığı, kadın cinayetleri veya şiddet olayları her gün haberlerde yer aldıkça, toplumun bir kesiminde duyarsızlaşma başlar. Daha tehlikelisi ise, bazı kapalı sosyal çevrelerde bu eylemlerin “güç göstergesi” olarak algılanmasıdır. Bu durumda suç, utanç kaynağı olmaktan çıkar, statü aracına dönüşür.
Bu yüzden “kötülük bulaşıcıdır” ifadesi sadece mecazi değildir; gerçek bir toplumsal mekanizmayı anlatır. İnsan, gördüğünü tekrar etme eğilimindedir. Hele ki o davranışın bir bedeli yoksa, hatta görünürlük kazandırıyorsa, bulaşma hızı artar.
Felsefi açıdan bakıldığında ise sorun daha köklüdür. İyilik çoğu zaman sessizdir, gösterişsizdir ve mütevazıdır. Kötülük ise gürültülüdür, dikkat çekicidir ve kendini dayatır. İyilik, vicdanın içsel huzuruyla beslenirken; kötülük, dışsal onay ve korku üzerinden güç kazanır. Bu yüzden iyilik çoğu zaman görünmez kalır, kötülük ise sahneyi ele geçirir.
Bu çarpıklık sadece bireysel düzeyde değil, küresel ölçekte de kendini gösterir. Örneğin, Benjamin Netanyahu yönetimindeki politikaların on binlerce insanın hayatını etkilediği iddiaları gündemdeyken ya da İran yönetiminin sert müdahaleleri tartışılırken, dünyanın büyük bir kısmının sessiz kalması, kötülüğün cezasız kalabileceği algısını güçlendirir. Bu sessizlik, yalnızca bir tepkisizlik değil; aynı zamanda dolaylı bir onaydır.
Benzer şekilde, Jeffrey Epstein gibi isimlerin yıllarca sistemin en üst katmanlarında var olabilmesi, güç ve kötülük arasındaki tehlikeli ilişkiyi gözler önüne serer. Eğer kötülük, güçle birleşirse ve hesap vermezse, bu durum toplumun alt katmanlarına kadar sirayet eder.
Bugün okullarda kendini güvende hissetmeyen çocuklar, öğretmenine şiddet uygulayan öğrenciler ve buna sessiz kalan aileler… Bunların hiçbiri tekil olaylar değildir. Bunlar, toplumun genelinde oluşan bir iklimin yansımalarıdır. Kötülük yalnızca bireyde değil, ortamda da büyür.
Bu noktada şu soru kaçınılmazdır: Kötülüğü azaltmak için onu sürekli göstermek mi gerekir, yoksa bazı durumlarda görünürlüğünü sınırlamak mı? Özellikle akran zorbalığı ve kadın cinayetleri gibi hassas konularda, detaylı ve tekrar eden yayınların, bazı bireylerde “modelleme” etkisi yaratabileceği düşünülmelidir. Her bilginin kamuya açık olması, her detayın paylaşılması gerektiği anlamına gelmez.
Öte yandan, caydırıcılık da önemlidir. Trafik cezalarının artırılması gibi uygulamalar, kısa vadede davranışları değiştirebilir. Ancak gerçek çözüm yalnızca ceza değildir. Ceza, korku yaratır; ama değer üretmez. Kötülüğün gerçekten azalması için, iyiliğin de görünür ve değerli hale gelmesi gerekir.
Çünkü bugün en büyük sorunlardan biri şudur:
Kötülük cesur, iyilik ise mahcup.
İyilik çoğu zaman sessiz kaldığı, kendini savunmadığı ve görünür olmayı önemsemediği için geri planda kalır. Oysa toplumlar, yalnızca cezalarla değil, örneklerle şekillenir. Eğer iyilik görünür olmazsa, kötülük norm haline gelir.
Sonuç olarak, kötülük bulaşıcıdır; ama iyilik de öyledir. Mesele hangisinin daha görünür, daha güçlü ve daha karşılık bulur hale getirildiğidir. Eğer kötülük sahnede, iyilik ise kuliste kalmaya devam ederse, bu oyunun kazananı değişmez.