İnsanın ruhunun en derinlerinde, kimseye anlatamadığı bazı korkular vardır.
Bazen bir köşeye çekilip kendi içimize döndüğümüzde, zihnimizin içinde ne kadar çok ses taşıdığımızı fark ederiz. Geçmişin pişmanlıkları, geleceğin endişeleri, kaybetme korkusu, hastalıklar, yalnızlık, ölüm. Hepsi birden üzerimize gelir.
Sanki çok yüksek, sonu görünmeyen bir cami minaresinin daracık merdivenlerinde tırmanıyoruzdur. Basamaklar taş ve soğuktur. Merdivenler dar, dönüşler keskin, ışık ise yetersizdir. Yukarı baktığımızda sonunu göremeyiz. Aşağı baktığımızda ise ne kadar yükseldiğimizi fark edip ürpeririz.
İşte hayat da biraz böyledir. Her yaş, önümüzdeki bir başka basamaktır. Çocukluk geride kalır, gençlik geçer, yıllar sessizce birbirini kovalar. Bir gün dönüp baktığımızda, dün sandığımız günlerin aslında yıllar önce yaşandığını görürüz. İnsan, çoğu zaman merdivenin neresinde olduğunu bile fark etmeden tırmanmaya devam eder.
Peki, insan neden korkar? Karanlıktan mı? Yalnız kalmaktan mı? Sevdiklerini kaybetmekten mi? Hastalıktan mı? Yoksulluktan mı? Geleceğin belirsizliğinden mi? Ölümden mi?
Belki hepsinden biraz…
Fakat korkunun en ağır tarafı, çoğu zaman korktuğumuz şeyin ne olduğunu bile tam olarak bilememektir. Çünkü bazı korkuların adı yoktur. İnsan geceleri başını yastığa koyduğunda, gündüz herkesten sakladığı endişeleriyle baş başa kalır. O sırada dünya susar, fakat insanın içindeki sesler çoğalır.
İşte o an, kendimizi o dar merdivenlerde hissederiz. Ne aşağıya dönmek kolaydır ne de yukarıya bakmak. Ama yine de yürürüz. Çünkü hayat, bütün korkularımıza rağmen devam etmektedir.
Ne gariptir ki insan, korktuğu zaman çoğu kez geriye dönmek ister. Fakat bazı hayat imtihanlarında geri dönmek mümkün değildir.
Kur’an'ın o muhteşem müjdesi insanın yüreğine ne güzel dokunur: “Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”
Dikkat edelim. Ayette “zorluktan sonra” değil, “zorlukla beraber” deniliyor. Demek ki insanın en karanlık anında bile bir kandil yanıyor olabilir. Belki biz o kandili henüz göremiyoruz.
Minarenin taş duvarlarında küçük kandiller olduğunu düşünün. Her biri karanlığın tamamını aydınlatmıyor. Ama bir sonraki basamağı görmeye yetiyor. İşte bazen Allah’ın bize verdiği ümit de böyledir. Bütün hayatımızı bir anda aydınlatmaz. Fakat bir sonraki adımı atabilecek kadar ışık verir. Bazen o kandil bir dostun cümlesidir. Bazen annenizin duasıdır. Bazen babanızın sessizce omzunuza dokunmasıdır. Bazen bir sabah ezanında duyduğunuz huzurdur. Bazen secdede dökülen iki damla gözyaşıdır. Bazen de hiçbir şey değişmemişken, içinizde birdenbire beliren: “Allah benimledir.” duygusudur.
Havf ve recâ…Korku ve ümit.
Biri insanı haddini bilmeye, diğeri Allah’ın rahmetinden ümit kesmemeye çağırır.
Hayatın bütün merdivenlerini bir anda çıkmak zorunda değiliz. Bugünün basamağını çıkmak yeter. Yarının derdini bugün sırtlanmak zorunda değiliz. Çünkü henüz yaşanmamış bir günün yükünü bugünden omuzlamak, insanın kendisine yaptığı en büyük haksızlıklardan biridir.
Minarenin en tepesine vardığımızda belki geriye dönüp baktığımızda anlayacağız: Bizi yukarıya çıkaran sadece kendi gücümüz değilmiş. Bizi taşıyan, göremediğimiz nice rahmet eli varmış.
O halde bugün kendimize şu soruyu soralım: Hayatınızın hangi basamağındasınız? Daha önemlisi: Tırmanırken duvarlarınızdaki kandilleri fark edebiliyor musunuz? Belki aradığınız ışık, sandığınız kadar uzakta değildir. Belki tam yanı başınızdadır. Belki bir duada. Belki bir secdede. Belki bir sabırda, Belki de kalbinizin en sessiz yerinde size fısıldayan o cümlededir: “Korkma… Rabbin seni yalnız bırakmadı.”
Muhabbetle…
KORKU
FAZLI GÜVENTÜRK
Yorumlar