Bazen önemli olan uzun süre kalmak değil, geçirilen zamanı en güzel şekilde değerlendirmektir.
Umre, insanın hayatında unutulmaz izler bırakan manevi bir yolculuktur. Kutsal topraklara yapılan bu yolculuk, yalnızca bir ibadeti yerine getirmek değil; insanın kendisini dinlemesi, Rabbine yakınlaşması ve hayatın günlük telaşından uzaklaşması için de önemli bir fırsattır.
Peki, umre yolculuğunu daha kısa süreli, daha planlı ve daha küçük gruplarla gerçekleştirmek mümkün mü? Üstelik böyle bir yolculuk, ibadetin huzurunu ve verimini artırabilir mi?
Bence bu konu üzerinde düşünmeye değer.
Günümüzde insanların çalışma hayatı, aile sorumlulukları, ekonomik şartları ve zaman darlığı dikkate alındığında, yaklaşık 15 günlük bir umre programı birçok kişi için uygun bir alternatif olabilir. Elbette daha uzun süre kalmak isteyenler de olacaktır. Ancak iyi planlanmış, ihtiyaçlara göre düzenlenmiş ve katılımcıların birbirleriyle uyum içinde hareket ettiği bir programın kendine özgü avantajları vardır.
Çünkü mesele yalnızca kaç gün kaldığımız değil, o günleri nasıl değerlendirdiğimizdir.
Küçük gruplarla daha huzurlu bir yolculuk mümkün. Büyük gruplarla yapılan organizasyonlarda zaman zaman ulaşım, bekleme, koordinasyon ve bireysel ihtiyaçlarla ilgilenme konusunda güçlükler yaşanabilir. Küçük gruplarda ise insanların birbirini tanıması, ihtiyaçlarını anlaması ve birlikte hareket etmesi daha kolay olabilir.
Bir düşünelim…
Ali abi, Feride abla, Kiraz abla, Sema, Rahiye, Esin, Ahmet, Aydın abi ve Nuran, Emrah, Ayşe, Tuğba gibi yol arkadaşlarımızla aynı manevi amaç doğrultusunda yola çıktığımızı düşünelim.
Hepimizin farklı bir hayat hikâyesi, farklı sorumlulukları ve farklı beklentileri var. Kimi yoğun çalışma hayatından fırsat bulup bu yolculuğa katılıyor, kimi yıllardır hayalini kurduğu umreye kavuşuyor. Kimi ilk defa kutsal topraklara gitmenin heyecanını yaşarken kimi yeniden orada bulunmanın mutluluğunu hissediyor.
Fakat bütün bu farklılıklar, aynı niyet etrafında birleşiyor.
Hepimiz Kâbe'ye ulaşmak, ibadetlerimizi yerine getirmek, dua etmek ve manevi bir huzur bulmak istiyoruz.
Küçük bir grupta yol arkadaşlarımızı daha yakından tanıyabilir, birbirimize daha fazla zaman ayırabilir ve ihtiyaç duyduğumuzda birbirimize daha kolay destek olabiliriz.
Böylece yolculuk, yalnızca bir seyahat programı olmaktan çıkar; dostlukların geliştiği, güzel hatıraların biriktiği ve insanların birbirini daha iyi tanıdığı özel bir tecrübeye dönüşür.
On beş gün neden yeterli olmasın?
Umre yolculuğunda uzun süre kalmanın elbette kendine özgü güzellikleri vardır. Ancak herkesin işinden, ailesinden ve günlük sorumluluklarından uzun süre uzak kalması mümkün olmayabilir.
Bu nedenle yaklaşık 15 günlük, iyi hazırlanmış bir program önemli bir seçenek olarak değerlendirilebilir.
Burada amaç, kutsal topraklarda geçirilen süreyi kısaltmak uğruna ibadetleri aceleye getirmek değildir. Tam tersine, zamanı daha bilinçli kullanmak ve yolculuğu katılımcıların ihtiyaçlarına göre düzenlemektir.
İbadetleri rahatça yerine getirebildiğimiz, dualarımıza zaman ayırabildiğimiz, kutsal mekânların tarihini öğrenebildiğimiz ve dinlenmeye de fırsat bulabildiğimiz bir program düşünelim.
Böyle bir organizasyonda rehber, katılımcılarla daha yakından ilgilenebilir. Sorulara daha fazla zaman ayırabilir ve grubun ihtiyaçlarına göre programda gerekli düzenlemeleri yapabilir.
Elbette bunların gerçekleşmesi, programın ne kadar iyi hazırlandığına ve grubun ihtiyaçlarının ne ölçüde dikkate alındığına bağlıdır.
Rehberlik yalnızca yolu göstermek değildir
Bir umre rehberinin görevi, insanları otelden Kâbe'ye götürmek veya ziyaret edilecek yerleri göstermekle sınırlı değildir.
Gerçek rehberlik, insanların yolculuk boyunca kendilerini güvende ve huzurlu hissetmelerine yardımcı olmaktır.
İbadetlerin nasıl yerine getirileceğini anlatmak, soruları cevaplamak, kutsal mekânların tarihini açıklamak ve ihtiyaç duyulduğunda yol arkadaşlarına destek olmak da bu görevin önemli parçalarıdır.
Özellikle küçük gruplarda, her katılımcıyla birebir ilgilenmek daha kolay olabilir.
Yaşı ilerlemiş bir arkadaşımızın biraz daha fazla dinlenmeye ihtiyacı olabilir. Bir başkası yürümekte zorlanabilir. İlk defa umreye giden bir katılımcının ise merak ettiği pek çok konu bulunabilir.
Önemli olan, herkesin aynı hızda hareket etmesini beklemek yerine grubun ihtiyaçlarını gözetmektir.
Ali abi, Feride abla, Kiraz abla, Sema, Rahiye, Esin, Ahmet, Aydın abi ve Nuran, Ayşe, Tuğba, Emrah gibi yol arkadaşlarımızla böyle bir anlayış içinde hareket ettiğimizi düşünelim.
Birbirimizi beklediğimiz, yorulan arkadaşımıza destek olduğumuz, kimsenin kendisini yalnız hissetmediği bir yolculuk…
İşte küçük gruplarla umreye gitmenin güzelliklerinden biri de budur.
Aynı niyette buluşan insanlar
Dünyada hepimizin mesleği, ekonomik durumu, yaşam biçimi ve hayat tecrübesi farklıdır. Ancak kutsal topraklarda insanın öncelikleri değişir.
Orada önemli olan makamımız, unvanımız veya sahip olduklarımız değil; ibadetimiz, niyetimiz ve birbirimize karşı davranışlarımızdır.
Umre yolculuğu bize sabırlı olmayı, paylaşmayı, anlayış göstermeyi ve gerektiğinde kendi isteklerimizi ikinci plana bırakmayı öğretir.
Bazen bir arkadaşımıza uzattığımız yardım eli, bazen yorulan birini beklememiz, bazen de bir başkasının derdini dinlememiz yolculuğun en güzel hatıralarından biri olabilir.
Çünkü birlikte yapılan bir yolculuğu güzelleştiren yalnızca gidilen yerler değildir. O yolculuk sırasında kurulan dostluklar ve gösterilen güzel davranışlar da en az onlar kadar önemlidir.
Sonuç nedir diye sorulursa. Önemli olan süreden çok, yolculuğun niteliğidir
On beş günlük bir umre programı, küçük bir grup ve iyi bir rehberlik anlayışı bir araya geldiğinde, birçok insan için anlamlı ve ulaşılabilir bir seçenek ortaya çıkabilir.
Böyle bir programın amacı, daha az ibadet etmek veya kutsal topraklarda geçirilen zamanı değersizleştirmek değildir. Amaç, mevcut zamanı daha verimli kullanmak, katılımcıların ihtiyaçlarını gözetmek ve ibadetlerin huzur içinde yerine getirilmesine yardımcı olmaktır.
Arkadaşlarımızla aynı niyet etrafında buluştuğumuzda, bu yolculuğun yalnızca manevi değil, insani yönü de güçlenir.
Birbirimize destek olduğumuz, anlayış gösterdiğimiz ve güzel hatıralarla döndüğümüz bir umre yolculuğu hepimizin ortak arzusu olabilir.
Sonuçta umre, yalnızca bir yere gitmek değildir. İnsanın kendisine dönmesi, kalbini dinlemesi ve hayatına başka bir gözle bakmasıdır.
Belki de asıl mesele, kutsal topraklarda kaç gün kaldığımızdan çok, orada geçirdiğimiz günlerin hayatımızda nasıl bir iz bıraktığıdır.
Çünkü bazen daha küçük bir grup, daha planlı bir program ve daha fazla karşılıklı anlayış, yolculuğun huzurunu artırabilir.
Ve belki de en güzel umre, insanın yalnızca kutsal topraklardan değil, kendi kalbinden de güzel hatıralarla döndüğü umredir.
Ben hep söylerim Umre güçlü saç ayağıdır diye. Birincisi firma çok önemli size otelinizi yemeğinizi servisinizi otobüsünüzü ve idari konuları hazırlamakla mükelleftir. İkincisi rehber çok önemlidir. Size Umre boyunca ibadeti ve ziyareti tam olarak eksiksiz olarak yaşatmaktır sorumluluğu kendi bilgisini ve tecrübesini aktarabilmektir görevi. Üçüncüsü ise umreci çok önemlidir Umre yolcusu buraya bir gezi ve turistik tur gözüyle bakmak yerine ibadetin yoğunlaştığı ve Allah ve Resulullah sav. Yüzünde olmanın bilincinde olmalı.
İşte bu nedenle küçük gruplar halinde ve sure olarak çok uzamadan sıkmadan ama aynı zamanda çok kısa da olmadan bu manevi yolculuğu bu arınmaya yolculuğu yaşayabilmek daha kolay olur diye değerlendiriyorum.
Muhabbetle....
KÜÇÜK GRUP BÜYÜK HUZUR
FAZLI GÜVENTÜRK
Yorumlar