Kimimiz Âdem, İbrahim, Musa, Mustafa, İsa, Kimimiz de Yahya, İsmail, Yunus, Davut, Harun, Üzeyir, Süleyman, Yusuf, Bünyamin, İshak. Analarımızın, bacılarımızın çoğu Havva, Meryem, Hatice, Sera isimli. Hepsi de 3000 yıllık Musevi, 2000 yıllık İsevi, 1400 yıllık Muhammed’i adları. 

                Yok, aslında birbirimizden farkımız. Biraz Musevi, biraz İsevi, en fazlada Muhammediyiz. Bizi biz eden, var eden tüm güzelliklerin zevkini bir iken, beraber iken tattık. Harman yerlerinde gecenin kör karanlığında bir Şamanist gibi ateşin etrafında Sinsin oynayarak, eğlenerek, mutluluğun hazzını yaşadık. Totem kılığına girip, kapı kapı Sayı gezdik, anılarımızı yaşattık. Bir Musevi gibi sünnet olduk, pilav şölenleri yaptık.

Şadırvanlarda hep birlikte huşu içinde Amentü Billah duası okuyarak hiçbir ayrım yapmadan kutsal kitapların, peygamberlerin adını anıp soğuk sularla abdest aldık. Hilal görünce Harran’lar gibi parlak ay ışığının şavkına kapılıp yine “Amentü” duası okuduk, ardından bir Mümin gibi “Amentü billah Ay gördüm Allah” türküsü okuyup keyiflendik.

Çiğ buğday başaklarından firik üttük, iştahla hep beraber yedik. Başı dumanlı dağlarda davar güttük, mor koyun sütünden köremez pişirip diz dize kaşık salladık. Sapmadık, doğru yoldan ayrılmadık. Kuru ekmek, acı soğan ve duru suyla karnımızı doyurduk yine de harama el uzatmadık, ömrübillah helal lokma peşinde koştuk. Şükür, dua, besmele, bereket, kanaat sözlerini dilimizden düşürmedik. Topuğumuza kadar inen terler içinde nasır tutmuş ellerimizle toprağı kazıp helalinden rızkımızı kazandık. Çalışmayanı miskin saydık, tepki gösterdik. Bu yüzden ruhen hasta olmadık ve gelecekten hiçbir endişe duymadık.

Hiçbir maddi beklentimiz olmadan her daim güçsüze, çaresize yardım ettik, ayağa kaldırdık. Bir iken tek vücut olduk, hakka boyun eğdik, hukuka saygı duyduk, dik durduk, kirt yürüdük, sırt sırta verdik, zalimin önünde boyun eğmedik, kula kulluk etmedik. Nokta kadar menfaate virgül kadar eğilmedik. Ne sapkın inançlara kapıldık ne hepten Yahudi olduk ne Hıristiyan olduk, direk hakka inanıp sadece ve sadece insan olduk.

Musevi de Hıristiyan da Müslümanda, peygamberleri de kitapları da hepsi hak dinden, hepsi de insanlığın yolunu aydınlatan kutup yıldızlarıdır. Yüce Allah’ın emri gereği hepsine saygımız vardır.

                Hakikat şu ki dışkı ile sidik arasından doğmuşuz. Ama gel gör ki en nadide zambaklar gübrede yetişir. İnsanoğlu boş bir yazı tahtası (tabula rasa) olarak doğar, yüce Allah’ın verdiği kâinatın en büyük hazinesi Evrensel akıl sayesinde yolunu ve yönünü kendisi tayin eder. İnsan bedeni ve ruhu iç içe geçmiş iki kutuplu bir varlık olarak yaratılmıştır. Ruhun iki yönü vardır. Bir yönü “…salsâlin min hamein mesnûn. …pişmemiş çamur, cıvık balçık, …salsâlin kel fahhâr …sel akarken dibe çöküp kalan çamurdan oluşan toprak katmanı, özü kokuşmuş balçık, çökmüş toprak. Diğer yönü ise kutsal ruhun bir parçası, yani ilahi yönü.

Hepimiz tek bir nefisten, aynı kutsal ruhtan yaratılmışız. Ancak ruhlarımız yüce yaratan tarafından özgür bırakılmış. Bu iki zıt yöndeki, kötü ruhlar karanlıklara karışıp kaybolurken, iyi ve temiz ruhlar sonsuza kadar yaşarlar.

                Yok, aslında birbirimizden farkımız. Biraz Musevi, biraz İsevi, en fazlada Muhammediyiz. Yerimiz, yurdumuz besbelli, tek başımıza doğduk, özümüz toprak, yine tek başımıza topraktan gelir toprağa gideriz. Unutma ki sen bir âdemsin, âdem mutlak demek, yokluk demek, toprak demek. Özün toprak, mayan toprak, topraktan gelir toprağa gidersin. Ve giderken malın, mülkün, tüm servetinden bir zerre götüremezsin. Bu yüzden ne kanunsuzun maşası olun ne de hilekârın, düzenbazın adamı, sadece amansız bir davanın sevdası olun, yüreğiniz, aklınız, fikriniz doğru yolda, helal lokma kavgasında olsun. Çünkü ilahi ve insani tüm dinler ve din kurucuları sadece doğru yolu emrediyor. Bütün kutsal kitaplar eğri yoldaki insanları doğru yola sevk etmek için gönderilmiştir. Dinin, imanın, inancın, insanlığın amacı doğruluktur.

Tevrat: “Doğru yoldakiler kutsanmıştır, kutsaldır.”

İncil: “Yolda, hakikatte, yaşamda dümdüz, sapma, sapıtma, doğru yoldan ayrılma.”

Kur’an: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.”

Buddha: “En hakiki yol orta yoldur.”

    Azize Teresa: “Doğru yoldakilerin ruhu Rabbin mutluluk duyduğu ve kendisinin de belirttiği bir cennete kavuşur.”

      Firavun Ramses annesi Tuya: “Doğru yoldakiler sonsuza kadar yaşar.”

                Velhasıl tanrıda, şeytanda, iyilikte, kötülükte, sevgide insanların içinde yaşar, tüm insanlar bir tek dine yani bir tek yaratana bağlıdır. Kimsenin bedeninde ayrı bir din damgası yoktur. Hepimiz kardeşiz. Sadece insanız!