Sanırım emekli olduğum yılların başıydı…
Ömrümün büyük kısmı disiplin, mücadele ve sorumluluk içinde geçmişti. Kalemim ise üçüncü kitabım için yeni bir istikamet arıyordu. Tam o günlerde, hayat bana konuyu bizzat gösterdi.
Yan yana geldiklerinde can ciğer olan iki dost…
Ayrıldıklarında birbirlerini acımasızca konuşuyorlardı.
Önce içim sızladı. “Bu kadar mı kolay?” dedim. Aynı sofraya oturup aynı ekmeği bölüşen insanlar, nasıl olur da birkaç dakika sonra birbirinin onurunu parçalayabilirdi? İşte o an kitabımın yönü değişti. Konu beni bulmuştu: Gıybet.
O gün için yazdığım kitaptaki konular da hiç değişiklik olmamış. Aradan bunca zaman geçmiş ama gıybet çıbanı büyümeye, cerahat toplamaya devam etmiş. Düşündüm ki kısa bir özet zamanı gelmiş.
Araştırdım. Sosyolojik sebepler okudum. Psikolojik tahliller inceledim. İnsanın aidiyet ihtiyacı, kabul görme arzusu, bastırılmış öfkesi, değersizlik duygusu… Hepsi birer başlık. Fakat özüne indiğinizde çoğu zaman tek bir kök beliriyor: Kıskançlık.
Gıybet eden kişi bunu kabul etmez.
Ama bazen gıybet edilenin kaşı gözü,
bazen mesleği,
bazen parası,
bazen makamı,
bazen ailesi,
bazen yaşadığı bir imtihan bile,
bir başkasının içinde saklı duran hasedi harekete geçirir.
İnsan, kendi sevgisizliğini başkasının üzerinden örtmeye çalışır. Kendi eksikliğini, başkasının fazlasını küçülterek dengelemek ister. Oysa hakikat şudur:
Gıybet, konuşulan kişiyi değil; konuşanı küçültür.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz gıybeti tarif ederken, insanın tüylerini ürperten bir benzetme yapar:
“Ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mısınız?”
Bu sadece bir teşbih değildir; bir vicdan sarsıntısıdır. Çünkü gıybet, savunmasız bir insanın onurunu parçalamaktır. O an orada değildir. Kendini koruyamaz. Ve biz, kelimelerle onun haysiyetini kemiririz.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gıybeti tarif ederken, “Kardeşini hoşlanmayacağı şekilde anmandır” buyurur. Sahabe, “Söylediğimiz şey onda varsa?” diye sorduğunda ise şu cevabı verir: “Eğer söylediğin onda varsa gıybet ettin; yoksa iftira etmiş olursun.”
Demek ki gerçek olması, gıybeti masum kılmıyor.
Cenneti uman, mahşerde hesap vereceğine iman eden bir insanın, diline daha çok dikkat etmesi gerekmez mi? İman sadece namazda, oruçta değil; dilde de görünmelidir. Sorsanız Müslümanlığı kimseye bırakmayan bir insanın, gıybet ederken imanını sorgulaması gerekir. Çünkü gıybet, kalpteki takvanın zayıfladığı yerde güç bulur.
Sosyal açıdan baktığınızda ise gıybet, adeta bir manevi nükleer bomba gibidir.
Aileleri dağıtır.
Dostlukları çürütür.
Kurumları içeriden yıkar.
Toplumun güven damarını keser.
Bir toplumda güven erirse, birlik dağılır. Birlik dağılırsa güç kalmaz. Gıybet, nifakı besler. Nifak ise ümmeti zayıflatır.
En acısı da şudur: Gıybet eden kişi mutlaka kendine bir kılıf bulur.
“Aynı şeyleri düşünüyoruz.”
“Zaten yüzüne de söylerim.”
“O da bizi konuşuyor.”
“Topluma mal olmuş biri.”
Nefis, avukat gibi çalışır. Suçu süsler, makyajlar, meşrulaştırır. Ama Allah katında kelimelerin kaydı tutulur. Dilimizden çıkan her söz, ya lehimize ya aleyhimize şahit olacaktır.
İçinde bulunduğumuz mübarek Ramazan ayı bir milat olabilir mi?
Belki bugüne kadar arayıp “Seni konuştum, hakkını helal et” deme cesaretini gösteremedik. Nefsimiz ağır bastı. Gururumuz engel oldu. Ama tövbe kapısı açık. Nasuh bir tövbe; yani samimi, kararlı ve bir daha dönmemeye azmetmiş bir dönüş…
Bulunduğumuz ortamda gıybet başladığında ya konuyu değiştirelim ya da o meclisten kalkalım. Gıybetini ettiğimiz kişiyi bir vesileyle arayalım. Halini hatırını soralım. Bir mesajla gönlünü alalım. Yapamıyorsak, en azından onun için dua edelim. Çünkü dua, kalpteki kiri temizler.
Şunu unutmayalım:
Asıl kahramanlık, başkasını susturmak değil; nefsini susturabilmektir.
Asıl disiplin, dış düşmana karşı değil; içimizdeki hasede karşı gösterilendir.
Yıllar bana şunu öğretti: İnsan en zor savaşı kendi içinde verir. Gıybet de o savaşın en sinsi cephelerinden biridir.
Geliniz, bu Ramazan’ı gerçekten bir başlangıç yapalım.
Dilimize sahip çıkalım.
Kırdığımız gönülleri onarmaya niyet edelim.
Ve mahşer günü omzumuzda başkalarının hakkıyla durmamak için bugünden tedbir alalım.
Ben niyet ettim.
Siz de var mısınız?
Duadasınız...