
Huzur, bazen kalabalıkların içinde değil; insanın kendi sessizliğinde saklıdır.
Gün boyu koşuşturmalar, bitmeyen sorumluluklar, insanların beklentileri… Hepsi zihnimizde bir gürültü oluşturur. Ama asıl dinginlik, bütün bu gürültünün arasından sıyrılıp kendi iç sesimize kulak verebildiğimiz anlarda başlar.
Kendini dinlemek, yalnızlık değil; aksine insanın kendine verdiği en büyük değerdir. Çünkü insan, içini susturduğunda gerçeği duyar. Ne istediğini, neye yorulduğunu, neyi hak ettiğini o sessiz aralıkta fark eder. Huzur, dışarıda aranacak bir şey değil; insanın kendi içinde kurduğu küçük bir limandır. O limana uğramadan hayat hep dalgalı, hep karmaşık görünür.
Bazen sadece durmak gerekir.
Derin bir nefes almak, gözlerini kapatmak, içindeki fırtınayı seyretmek… Ve sonra kendine sormak: “Ben ne istiyorum?” O soruya verilen dürüst bir cevap, yüz tane öğüdün, bin tane sözün yapamadığını yapar.
Unutma; insan başkasını susturmakla değil, kendi iç sesini duyabilmekle olgunlaşır.
Huzur da tam orada, kendi içindeki sakin odada seni bekler.