Herkesin kendini haklı gördüğü bir yerde haksız olmanın tuhaf bir rahatlığı vardır. Bunu fark ettiğinde önce huzursuz olur insan. Çünkü yalnız kalır. Ama sonra bu yalnızlık, neredeyse bir ayrıcalık gibi görünmeye başlar. İnsan, kendine benzemeyenlerin arasında daha görünür olur. Görünür olmak ise tehlikelidir. Fark edilmek, çoğu zaman yargılanmanın başlangıcıdır.
Toplumun sabrı yoktur. Farklı olana karşı özellikle yoktur. Dayanırsan seni kahraman ilan ederler. Dayanamazsan, neden baştan farklı olduğun sorulur. Sanki seçimmiş gibi. Sanki insan, kim olacağını önceden tartışarak belirliyormuş gibi.
Bir an için kadınlarla erkeklerin yer değiştirdiğini düşündü. Sadece rollerin değil, beklentilerin de değiştiğini. Bunun her şeyi düzelteceğine inanmak istedi. Ama kısa sürdü bu düşünce. Çünkü insanın küçümseme yeteneğinin cinsiyetten bağımsız olduğunu fark etti. Güç kimdeyse, küçümseme orada başlıyordu.
Savaşın varlığı artık kimseyi şaşırtmıyordu. Sanki bir yerlerde biri sevindiğinde, başka bir yerde silahlar daha yüksek sesle patlıyordu. Kötülerin sevindiği bir dünyada, iyilerin üzülmesi kaçınılmaz görünüyordu. Zamanla buna alışılıyordu. İnsan en çok buna alışmasına şaşırıyordu.
Savaşların sebebi üzerine çok şey söylenmişti. Mülkiyet denmişti. Açgözlülük denmişti. İnsan, bütün bu sözleri hatırladı ama hiçbirinin yeni olmadığını fark etti. Yeni olan tek şey, bunların artık kimseyi rahatsız etmemesiydi.
Az söz, çok iş diyenler hep vardı. Çok söz, az iş diyenler de. Hangisinin doğru olduğuna karar veremedi. Belki de mesele doğru olanı bulmak değildi. Mesele, herkesin kendi doğrusuyla yaşamayı öğrenmesiydi. Ve bunun sandığından çok daha zor olduğunu kabul etmekti.