İnsanlar neden umreye gitmezler;
Paraları yoktur.
Biriktirildiği paralarla ev alırlar, araba alırlar, koltuk takımını değiştirirler, çocuklarını kolejlere gönderiler, ayda bir olmasa bile yıllık tatillerinden vaz geçmezler. Ama yazııııık paraları yoktur. Olmadığı içinde Kabe-i Muazzama’ya gidemezler.
Vakitleri yoktur.
İş yerinden izin alamazlar, dükkanı kapatamazlar, mağaza başsız kalır, kredi borçlarını ödemek için mesai saatini bile uzatmak zorunda kalırlar, yıllık izinleri zaten sayılı gündür, eş dost tatil beldesi ziyaretlerinden yazııııık zaman bulup umreye gidemezler.
Bekâr evladı vardır.
Oğlanı evlendirmeden kızı çıkarmadan kafa dinç olmaz ki. Masraf çok, düğünden oynanacak, bunun süsü, kuaförü, davulun önünde tepinmesi olacak. Çocuklar baş göz edilsin hele. Bu işler bitene kadar çok istemesine rağmen yazıııık gidemez ki umreye.
Beraber gideceği arkadaşı yoktur.
Orda gezecek, alışveriş yapacak, Mekke Medine turunda yalnız vakit mi geçer. Koşusu akrabası hazır olsa gidecek ama yalnız olunca yazııııkkkk gidemiyor ki umreye.
Çevresi ne der.
Kahveye gider okey oynar, güne gider eğlenir. İş yerinde bir kariyeri vardır. Müşterileri onu demokrat bilir. Şimdi umreye gitse gelse, hacı oldun diye dalga geçerler. Yazııkkk çevresi izin vermiyor ki gitsin umreye.
Uçaktan çekinir, Gurbetten korkar
İlinden ilçesinden köyünden hiç çıkmamış ki dışarı. Uçağa da binmemiş korkuyormuş. Tamam uzak şehirdeki bacısının oğlunun düğününe gitmiş, otobüs tren uçak hepsini görmüş ama Kabe uzakmış. Kaybolur, yiter oracıklarda kalırmış. Hem orada kadınları kaçırıyorlar, erkekleri soyuyorlarmış. Korkmasa gidecekmiş ama yazıkkk korkuyormuş.

Daha pek çok sebeplerle umreye gitmeyenler var.

Haaaa birde gidemeyenler var;
Kâbe’nin inşâsı tamamlanınca Cebrâîl -aleyhisselâm- gelerek Hazret-i İbrâhîm’e:“Onu tavâf et!” dedi. Baba-oğul her şavtta Hacerü’l-Esved’i istilâm etmek (selâmlamak) sûretiyle Kâbe’yi tavâf ettiler. Makâm-ı İbrâhîm’in arkasında iki rekât namaz kıldılar. Cebrâîl -aleyhisselâm-’ın rehberliğinde haccın diğer rükünlerini îfâ ettiler. Daha sonra Cebrâîl -aleyhisselâm- Hazret-i İbrâhîm’e insanları hacca dâvet etmesini söyledi. Hazret-i İbrâhîm bunu nasıl yapacağını sorunca:
“–«Ey insanlar Rabbiniz’in dâvetine icâbet ediniz!» diye seslenerek bildir.” dedi ve bunu üç kez tekrarladı.
Sonra İbrâhîm -aleyhisselâm- Allâh Teâlâ’ya:
“–Yâ Rabbî, benim sesim bütün insanlara nasıl ulaşabilir?” diye sordu.
Cenâb-ı Hak:
“–Sen nidâ et, onu insanlara ulaştırmak Bana âittir.” buyurdu.
Âyet-i kerîmede bu hakîkate şöyle temas edilmektedir:
“(Ey İbrâhîm!) İnsanlar içinde haccı duyur; gerek yaya gerekse uzak yollardan gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler.” (el-Hacc, 27)
İşte bu davetle bu yola çıkılır.
Gidemeyenler henüz bu daveti almamıştır.
Hac ve umreye üç çeşit çağrı vardır.
Birincisi Rabbinin davet ettikleridir. Onlar çağrılır hac ve umreye. Varırlar, görvelerini yaparlar ve orada kalırlar. Ölürler orada dönmezler bir daha raabinin davet ettikleri.
İkincisi yukarda ki emre uyarak Hz İbrahim’in davet ettikleridir. Onlar daveti alır Lebbeyk Allahümme Lebbeyk nidaları ile varır hac umre görevlerini yapıp, orada tüm kötü huylarını bırakıp gelir.
Üçüncü gurup davet alanlar ise Şeytan-ı lanet ’tendir. Birçokları da şeytanın daveti ile hacca ve umreye giderler ama gelince daha da beter olurlar. İnsanları kandırmak için isimlerini hacı koyarlar. İşte bunlar da şeytanın davetlileridir.
Bu üç daveti almayan çıkamaz ki kutsal yolculuğa.
Üçüncü gruptan Allah(cc) saklasın.
Ama diğer iki daveti henüz almayanlar üzülmesin.
Rabbim belki bizi davet etmeyerek zamanını bekletiyor.
Belki henüz hamız. Olgunlaşmadık. Ham düşersek daldan yani olgunlaşmadan gidersek, bizden bir şey olmaz. Gelince aynı hamam aynı tas olacağımız için biraz olgunlaşmamızı bekliyor davet.
Belki yeterince olgunuz. Pişmiş durumdayız da sofraya geleceği zaman yani artık tamam olduğu zaman gelecektir davet.
Belki ruhumuz henüz hoppadır. Cahildir de oralara vardığımızda oradaki tavafta itişme, dolu çöp konteynerleri, insanların görselde farklı ibadet şekilleri gibi olumsuz görülecek konularla iyi olsun diye çıktığımız yolculuk bize haram olup geleceğiz de o yüzden gelmiyor davet.
Bir kardeşimde bu davete şöyle yaklaştı.
Hani bir ev sahibi vardır. Sevdiğini evine davet eder. Misafir eder, ağırlar, elinden ne geliyorsa ikramda bulunur. Sabahlara kadar sohbet etmek ister. Onu rahat ettirmek ister. Birde sevmediğini evine çağırır. Bu çağırma onu azarlamak, hatasını yüzüne vurmak, kendisine karşı yapılanlar için özür dilemesini sağlamak kısaca onu bir nevi tahkir etmek içindir.
İşte demişti Rabbimin daveti de öyle. Bazılarını davet eder onurlandırmak için bazılarını davet eder zelil ligini göstermek için.
Konuyu kısa kesip davet edilmeyi elbette bekleyiniz. Ama davet edilmek için sonsuz ikram sahibi Rabbimize gözyaşı akıtınız. Efendimizden arz ediniz mübarek beldelere gelme iznini isteyiniz.
Korkmayın Allah yolunda harcadıklarınız size geri dönecektir. O perdeler de değişir, arabanın modeli de yükselir, oğlan da evlenir kızda. İşinizin bereketi artar, aşınızın tadı değişir. Hatta eşinizle muhabbetiniz bile farklı boyutlarda güzelleşir cennet yolculuğuna çıkınca.
Evet daveti bekleyin ama teheccüt’te ışığı loş yapıp, ağlayın Kabe’de Allah(cc)’ın, Ravza’da Resulüllah (Sav) efendimizin misafiri olmak için.