​Hayat, bazen bir köyün sabah ezanında, bazen bir kışlanın disiplininde, bazen de kutsal bir yolculuğun maneviyatında öğretir insana asıl meseleyi. Yıllar geçip yollar değiştikçe, insanın heybesinde biriktirdiği en kıymetli hazinenin ne olduğunu daha net görüyoruz. Bugünün dünyasında modern eğitim modelleri, en iyi okullar ve bitmek bilmeyen sınav maratonları arasında bir şeyi ıskalıyoruz: İnsanın temeli, çocuğun mayası.
​Bir çocuğun karakteri, evdeki kütüphaneden değil, o evdeki "hâl"den şekillenir.
Ana baba ​Nasihat veren değil, Örnek Olmalıdır.
​Anne babalar olarak çoğumuz, çocuklarımıza ne yapmaları gerektiğini anlatmayı "eğitmek" sanıyoruz. Oysa çocuk, kulağına fısıldanan sözden ziyade, gözünün önünde cereyan eden hayata bakar.
​Eğer bir baba sofrada şükretmiyorsa, çocuğun diline şükrü dolayamazsınız.
​Eğer bir anne öfkesini kontrol edemiyorsa, çocuktan sükûnet bekleyemezsiniz.
​Sabır, bir ders kitabının konusu değil; babanın zorluk karşısındaki dik duruşudur.
​Merhamet, bir tanım değil; annenin bir canlıya dokunuşundaki şefkattir.
​Karakter Mirası bence en büyük servettir.
​Günümüzde anne babalar, çocuklarına mülk bırakmak, iyi bir kariyer sağlamak için ömür tüketiyor. Elbette imkân sunmak kıymetlidir; ancak unutulmamalıdır ki, maddi miras harcanır, karakter mirası ise yaşatır. Köy hayatının o sert ama öğretici ikliminde yetişen bir çocuk, emeğin kutsallığını sadece görerek öğrenir. Asker ocağında disiplini, hayatın içinde dayanıklılığı pekiştiren şey, aslında çocuklukta o mayaya katılan dürüstlük ve azim duygusudur.
​İnsan yetiştirmek, bir inşaata tuğla dizmek gibi teknik bir iş değildir. Bir binayı sadece malzemeyle dikebilirsiniz ama bir insanı ancak "gönül koyarak" inşa edebilirsiniz. Çocuk, ebeveyninin sadece genlerini değil, ruhunun yansımalarını da devralır. Bakışınızdaki fer, sesinizdeki ton, haksızlık karşısındaki tavrınız; hepsi onun ruhuna işlenen sessiz nakışlardır.
​"Çocuk, söyleneni değil; gördüğünü öğrenir."
​Sonuç Olarak, ​Bizler evlatlarımıza sadece birer gelecek değil, birer kimlik bırakıyoruz. Onlar bizim sadece bugünümüz değil, yarınlara gönderdiğimiz en canlı, en gerçek eserlerimizdir. Eğer dünyayı daha güzel bir yer yapmak istiyorsak, önce kendi karakterimizdeki pürüzleri gidermekle işe başlamalıyız. Çünkü biz neysek, evladımız da o "öz"ün bir yansıması olacaktır.
​Güzel ahlakın, sabrın ve merhametin yaşandığı evlerde yetişen nesiller, yarının en sağlam kaleleri olacaktır.
​Selam ve muhabbet ile...