
Diken acıtır, çam iğnesi de batar… Ama insanın sözü kadar derin acı vermez hiçbiri.
Doğanın yarattığı her acının bir iyileşme süresi vardır; dikenin batması geçer, çam iğnesinin sızısı kısa sürede diner. Ama insanın ağzından çıkan bir kelime, bazen bir ömür boyu taşınır. Çünkü söz, görünmez bir bıçaktır; darbesi sessizdir ama izi kalıcıdır.
Dikenin batması tesadüftür; sözün batması ise çoğu zaman bilinçli bir tercihtir.
İnsan bazen öfkesine yenilir, bazen egosuna.
“Kırıyorum ama farkında değilim” der; oysa söz çoktan kalbi paramparça etmiştir.
Kimisi bir cümleyle umut verir, kimisi bir kelimeyle yıkar.
Söz, insanın iç dünyasının aynasıdır.
Nasıl bir kalbe sahipsen öyle konuşursun:
Kırık bir kalp kırar, yaralı bir kalp yaralar, kibirli bir kalp küçümser…
Ama merhametli bir kalp konuştu mu şifa olur, huzur olur, insanın içini ısıtır.
Doğanın acısı geçer; insanın sözü ise bazen ruhun en derin yerine saplanır.
Hiçbir doktor onu göremez, hiçbir ilaç onu dindiremez.
Çünkü sözün yarası bedenin değil, gönlün içindedir.
Bir çam iğnesi değdiğinde elini çekersin;
ama kötü bir söz değdiğinde nereye kaçacağını bilemezsin.
İnsan bazen kendi evinin içinde bile yaralanır;
çünkü en keskin sözler en yakınlardan gelir.
Yine de sözün gücü sadece yıkmak için değildir.
Bir insanın hayatını da değiştirir, yeniden inşa eder.
Bir “iyi ki varsın” diriltir, bir “güvendeyim” iyileştirir,
bir “sen yaparsın” yılların özlemini giderir.
Bu yüzden söz, insanın elindeki en güçlü silahtır:
Ya yaralar ya da iyileştirir.
Ya karanlık bırakır ya ışık olur.
Ve insanın kalbi, hangi sözü seçtiğiyle belli olur.
Diken batar, çam iğnesi acıtır;
ama insanın dilinden çıkan bir söz, bazen bambaşka bir hayatı başlatır,
bazen de içindeki baharı kışa çevirir.
Önemli olan, diliyle kimin baharını soldurduğunu,
kimin de karanlığına bir güneş bıraktığını bilmektir.