MÜZDELİFE'DE BİR GECE: TAHTA KAŞIK VE YARIM BARDAK ÇAY..

Arafat'ta güneş batmış, vakfe tamamlanmıştı. Milyonlarca hacı, mahşeri andıran bir akışla Müzdelife'ye yöneliyordu. Burası dünyanın bütün süslerinin geride bırakıldığı yerdi.

Ne otel vardı... Ne yatak... Ne de konfor...
Sadece gökyüzü, yıldızlar ve üzerinde yatılacak bir parça toprak...

Müzdelife, makamların ve servetlerin anlamını yitirdiği, kulun Rabbi karşısında sadece kulluğuyla kaldığı büyük bir mektepti.

Yıldızlar altında bir geceydi o gece,
Dünya susmuş, gönüller yönelmişti yüceye.
Ne zenginlik kalmıştı ne de makam sevdası,
Herkes aynı toprağın misafiriydi sessizce.

Türk hacı kafilesi arasında bulunan Hasan Bey de yorgun argın yere uzanmıştı. Türkiye'de hali vakti yerinde, düzenine düşkün bir insandı.

Bir süre sonra yanlarına yaşlı bir Afrikalı hacı geldi. Yüzü güneşten kavrulmuş, ihramı toz içinde kalmıştı. Sessizce boş bir yere uzandı.

Hasan Bey istemsizce içinden:"Keşke biraz daha ötede dursaydı..."diye geçirdi.
İnsan bazen fark etmeden kalbinde saklı duran kibri böyle ele veriyordu.

Kimi malı ile övünür, kimi makamı ile,
Kimi de unutur aslını bir damla su ile.
Toprak herkesi çağırır aynı son menzile,
Kul olduğunu bilen yürür Hakk'ın izinde.

Gece ilerledi.Yaşlı hacı küçük torbasından eski bir termos çıkardı. İçinde belki yarım bardaklık sıcak su vardı. Bir poşet çay demledi, küçük plastik bardağa doldurdu ve tahta kaşıkla karıştırdı.

Tam içecekken başını kaldırdı.Hasan Bey'e gülümsedi.
Ve sahip olduğu tek nimeti ona uzattı:"Önce sen iç kardeşim..."

Dilini bilmiyordu.Ama gönlünün dili konuşuyordu.

Hasan Bey donup kaldı.Birkaç saat önce görünüşüne bakarak mesafe koyduğu insan, şimdi elindeki son ikramı onunla paylaşmak istiyordu.O an kalbinde bir şey kırıldı...

Belki kibir...Belki gurur...
Belki de insanları dış görünüşleriyle değerlendirme alışkanlığı...

Bir bardakta çay değildi uzatılan aslında,
Bir gönüldü açılan sessizce o anda.
Bir yudumluk ikramda nice hikmet gizliydi,
Kardeşlik denen sır saklıydı o bardakta.

Hasan Bey yıllar sonra o geceyi anlatırken şöyle diyecekti:
"Hayatımda nice güzel mekânlarda çay içtim. Fakat o yarım bardak çayın lezzetini hiçbir yerde bulamadım."

Çünkü o gece çayın tadını değil, tevazuun tadını almıştı.

İşte bu manzara, yıllar önce hac yolculuğunda Malcolm X'in gördüğü hakikatin de özeti gibiydi.

Mekke'den eşine yazdığı mektupta şöyle diyordu:
"Burada siyah bir imamın arkasında beyazlarla omuz omuza namaz kılıyorum. Sarışın ve mavi gözlü insanlarla aynı sofraya oturuyorum. Daha önce görmediğim bir kardeşliği burada gördüm."

Çünkü İslam;Bir kavmin değil,Bir milletin değil,
Bir rengin değil,Bütün insanlığın dinidir.

Hac ise bunun en canlı şahididir.
Mina'da, Arafat'ta ve Müzdelife'de;

Cumhurbaşkanı da aynı çadırdadır,İşçi de...Profesör de aynı saftadır,Çoban da...
Zengin de aynı taşları toplar,Fakir de...

Çünkü ihram bütün farklılıkları örter.
İhram örter renkleri, dilleri ve soyları,
Birleştirir secdelerde uzak yakın yolları.
Aynı Rabbe yönelince kaybolur bütün farklar,
Kardeş olur yeryüzünün dağları ve ovaları.

Allah Teâlâ buyuruyor:"Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en üstün olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır." (Hucurât, 13)

Resûlullah sav. buyurmuştur:"Kim Allah için tevazu gösterirse Allah onu yükseltir; kim de kibirlenirse Allah onu alçaltır."

Müzdelife'nin sessiz gecesinde Hasan Bey bir bardak çay içmedi;Tevazuun tadını tattı.

Yukardaki fotoğraf da Fildişi Sahili Cumhurbaşkanı’nın Mina’da kardeşleri arasında yerde oturduğunu gösteriyor.

Gösterişsiz, ayrıcalıksız. İslam’ın getirdiği eşitlik anlayışını adeta canlı şekilde yansıtan bir manzara.”

Malcolm X de Mekke'de sadece hac yapmadı;İnsanlığın özlediği kardeşliği gördü.

İkisi de aynı hakikate şahit oldu:
Allah katında üstünlük; renk, ırk, servet ve makamda değil, takvadadır.

Ne siyah beyaza üstün, ne beyaz siyaha,
İnsan insanla kardeştir Allah'ın huzurunda.
Kibirler eriyip gider muhabbet ocağında,
Kullar eşit görünür Rahmân'ın divanında.

Allah'ım!Bizleri nefsinin ve makamının esiri olanlardan değil, tevazu ile yürüyen kullarından eyle.

Kalplerimizi kibirden, gururdan, hasetten ve kardeşliğe zarar veren bütün hastalıklardan muhafaza buyur.

Bizlere insanların rengine, diline, ülkesine ve makamına değil; imanına, ahlâkına ve takvasına bakabilmeyi nasip eyle.

Müzdelife'de paylaşılan bir bardak çayın sıcaklığını, ümmet-i Muhammed'in gönüllerine birlik ve muhabbet olarak yerleştir.

Yeryüzünün dört bir yanındaki Müslümanları kardeşlik, merhamet ve muhabbet üzere bir araya getir.

Hacılarımızın haclarını mebrur, sa'ylerini meşkûr, günahlarını mağfur eyle.
Bizleri dünyada kardeşlik üzere yaşat, ahirette Habîb-i Edîbin sav. sancağı altında buluştur.

Âmin... Âmin... Âmin bi-hürmeti Tâhâ ve Yâsîn.

HIDAYET DOGAN OSMANOGLU