Medîne-i Münevvere, İslâm tarihinin en mübarek beldelerinden biridir. Kadîm adı "Yesrib" olan bu şehir, Kur'ân-ı Kerîm'de Ahzâb Sûresi'nin 13. âyetinde bu isimle zikredilmiştir.

Asırlar boyunca nice kavimlere yurt olan bu belde, Allah Teâlâ'nın takdiriyle Fahr-i Kâinat Efendimizin hicret yurdu olmakla şereflenmiştir.

Bir şehir vardı çöllerin içinde,
Beklerdi Habîb'i gönül dilinde.
Taşı da toprağı da hasret çekerek,
Nûr-u Muhammed'i beklerdi derinde.

Rivayetlere göre Yemen hükümdarı Tübbâ, Resûlullah Efendimizin ileride bu şehre hicret edeceğini öğrenmiş, Medîne'yi imar etmiş ve O'nun şerefine birtakım eserler bırakmıştır.

Siyer âlimleri, Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretlerinin evinin bulunduğu yerde ilk binayı da onun yaptırdığını nakletmişlerdir.

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.):
"Tübbâ'a sövmeyiniz. Çünkü o Müslüman olmuştur."
buyurarak onun faziletine işaret etmişlerdir.

Asırlar öncesinden esmişti bir yel,
Müjde vermişti Habîb'e ezelden ezel.
Medîne yollarında beklerdi gönüller,
Gelecek diye Fahr-i Âlem Güzel.

Yesrib'e "Medîne" ismini veren de bizzat Resûlullah Efendimizdir. Bir hadîs-i şeriflerinde:"Onlar oraya Yesrib derler. Hâlbuki o Medîne'dir."
buyurmuş ve bu mübarek beldeyi "Taybe" ve "Tâbe" isimleriyle de anmıştır.

Çünkü Medîne, şirk kirlerinden temizlenmiş, İslâm'ın nurlarıyla bezenmiş mübarek bir şehirdir.

İşbîlî Hazretleri:"Medîne toprağında hiçbir kokuya benzemeyen pek hoş bir koku vardır."buyurarak bu beldenin mânevî güzelliğine işaret etmiştir.

Ey Medîne! Ey gönüller tahtı şehir,
Sende dinlenmiştir nice garip, fakir.
Her taşında Resûl'den bir hatıra var,
Her sokağın misk ü amberden esir.

Ebû Hüreyre (radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre insanlar turfanda meyveleri önce Resûlullah Efendimize getirirlerdi.

Efendimiz de o meyveyi mübarek ellerine alır ve şöyle dua ederdi:"Yâ Rabbi! Meyvelerimize bereket ihsan eyle. Şehirlerimize bereket ihsan eyle. Ölçeklerimize ve tartılarımıza bereket ihsan eyle.

İbrahim aleyhisselâm Mekke için dua etti. Ben de Medîne için onun duası kadar, hatta bir misliyle dua ediyorum."

Bu dua, Medîne'nin bereketine bereket katmış, kıyamete kadar gelecek müminlerin gönüllerini bu mukaddes beldeye bağlamıştır.

Bir dua yükseldi semâya doğru,
Rahmet yağdı Medîne'nin bağrına doğru.
Habîb'in dilinden dökülen niyaz,
Bereket oldu ümmetin yarına doğru.

Peygamber Efendimiz duasını tamamladıktan sonra yanındaki en küçük çocuğu çağırır ve meyveyi ona hediye ederdi. Böylece hem bereket duasını öğretir hem de çocukları sevindirirdi.

Hatta çoğu zaman kendi ailesinden önce orada bulunan çocuklara ikram ederdi. Bu, O'nun engin merhametinin en güzel misallerinden biridir.

Bir çocuk sevinsin diye gülerdi yüzü,
Merhametti sözleri, merhametti özü.
Bir meyvede bile ümmete ders vardı,
Şefkatle yoğrulmuştu Nebî'nin her sözü.

Bugün dünyanın dört bir yanındaki müminlerin kalplerinin Mekke ve Medîne hasretiyle çarpması, bu mübarek beldelerin asırlardır mamur ve aziz kalması, Resûlullah Efendimizin dualarının bereketi ve mucizelerinden biridir.

Canım kurban olsun senin yoluna,
Adın düştü gönlümün en gizli yerine.
Bir kez gören doyamaz ey Medîne,
Hasret bırakır seveni ömrü boyunca.

Allah Teâlâ bizleri Medîne-i Münevvere'nin feyzinden, bereketinden ve Resûlullah Efendimizin şefaatinden mahrum bırakmasın.

Mekke ve Medîne sevgisini kalplerimizden eksik etmesin. Âmin.

KAYNAK:Hayat Rehberi-Fazilet Takvımi

Hidayet Doğan OSMANOĞLU
Tc. Kül. Bak. Halk Şairi