Televizyon diziler. i bazen yalnızca bir hikâye anlatmaz; izleyiciyle duygusal bir bağ kurar. Haftalarca bekletir, düşündürür, bazen umutlandırır. Ama bazı final sahneleri vardır ki, kurulan o bağ bir anda kopar. Benim için “İnci Taneleri” tam da böyle bir hayal kırıklığı oldu.
Yılmaz Erdoğan, yıllardır güçlü kalemi ve özgün hikâyeleriyle izleyiciyi ekrana bağlayan bir isim. Özellikle Sazan Sarmalı serisi ve unutulmaz Bir Demet Tiyatro, Türk televizyon tarihine damga vurmuş işlerdi. Bu nedenle yeni bir projede yine aynı derinliği ve zekâyı görmeyi beklemek hiç de abartılı değildi.
Ancak İnci Taneleri, en azından benim açımdan, bu beklentinin oldukça uzağında kaldı.
Dizi boyunca izlediğimiz hikâye, yanlış kararlar veren bir babanın çocuklarını kaybetme ve sonra onları yeniden kazanma çabası üzerine kuruluydu. Dram güçlü bir temadır; doğru işlendiğinde izleyiciyi derinden etkiler. Fakat burada dramatik derinlikten çok, mantık boşlukları öne çıktı.
Final bölümünde anlatılan geçmiş hikâye, bu boşlukların en belirgin örneğiydi. Hikâyeye göre küçük yaşta bir çocuk, kazara annesinin ölümüne sebep oluyor. Bu trajik olayın ardından dizinin kahramanı, suçu kendi üzerine alıyor ve yıllarca hapis yatıyor. İlk bakışta fedakârlık gibi görünen bu karar, aslında zincirleme bir trajedinin başlangıcı oluyor.
Çocuklar annelerini öldürdüğünü düşündükleri babalarından nefret ederek büyüyor. Oğul sokak çetelerine karışıyor, kız ise uyuşturucu bağımlılığıyla mücadele ediyor. Yani bir babanın “korumak” için aldığı karar, çocuklarının hayatını altüst ediyor.
İşte tam da burada hikâyenin inandırıcılığı sarsılıyor. Çocuk yaşta gerçekleşen bir kazanın sorumluluğunu üstlenmek uğruna, diğer çocukların hayatını karartacak bir yalanı sürdürmek… Dram yaratmak için kurulmuş gibi duran ama hayatın gerçekliğiyle pek örtüşmeyen bir tercih.
Üstelik baba hapisten çıktıktan sonra da hikâye daha tutarlı bir yola girmiyor. Çocuklarını yeniden kazanmak için mücadele ediyor, sonunda onları güçlükle ikna ediyor. Tam “artık bir toparlanma olacak” derken bu kez de çocuklarına zarar gelmemesi için ortadan kayboluyor. Sonuç? Çocuklar yine yalnız, yine perişan.
Dram, izleyiciyi sarsabilir. Ama iyi yazılmış bir dramın içinde mutlaka güçlü bir mantık örgüsü de vardır. Seyirci acıyı kabul eder, trajediyi de… yeter ki hikâye kendi içinde tutarlı olsun.
Yılmaz Erdoğan gibi güçlü bir kalemin elinden çıkan bir işte beklenti de doğal olarak yüksek oluyor. Belki de bu yüzden İnci Taneleri, bana göre, potansiyeli çok daha yüksek olan ama finalinde kendi hikâyesinin ağırlığını taşıyamayan bir dizi olarak hafızamda kaldı.
Bazen bir hikâyeyi etkileyici kılan şey trajedi değil, o trajedinin anlamıdır. Ne yazık ki burada anlamdan çok, gereksiz acılar birikti.
Ve insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Böylesine güçlü bir hikâye anlatıcısından, gerçekten daha iyisini beklemek haksızlık mı?