“Savaşın doğası değişti mi?” Ukrayna savaşı ve ABD, İsrail – İran savaşı, küresel gerilimler bu soruyu yeniden gündeme taşımıştır. Literatürde savaşın doğası ile savaşın karakteri arasında önemli bir ayrım yapılmaktadır. Savaşın doğası değil, uygulanma biçimi değişmektedir. Savaşın karakteri teknolojik ve hibrit unsurlarla köklü biçimde dönüşmüştür. Savaşın doğası sabit, karakteri ise dijital çağın ruhuna uygun biçimde değişkendir. Teknolojik gelişmeler savaşın karakterini radikal biçimde dönüştürmüştür. Dronlar, yapay zekâ destekli hedefleme sistemleri, uydu destekli istihbarat, siber operasyonlar ve bilgi savaşı modern muharebe alanının ana unsurları haline gelmiştir. Artık savaş yalnızca fiziksel cephede değil; dijital ağlarda, finans sistemlerinde ve algı alanında yürütülmektedir. 21. yüzyıl savaşı daha hızlı, daha çok katmanlı ve daha teknoloji bağımlıdır. Savaş siyasi irade tarafından yönlendirilen bir güç mücadelesidir. Savaşın doğası değişmemiş, karakteri köklü biçimde dönüşmüştür.
Savaşın iki doğası vardır: nesnel ve öznel. Savaşın nesnel doğası, tüm dönemlerdeki, tüm savaşlarda ortak olan nitelikleri temsil eder.” nesnel doğa, savaşın evrensel ve ebedi doğasıdır. Aksine, savaşın öznel doğası, tarihsel savaşın gerçek, dinamik olarak değişen, son derece değişken ayrıntılarına karşılık gelir, Askeri güçler, doktrinleri ve her savaşta kullanılan silahlar bu öznel doğanın örnekleridir. Günümüz dilinde, savaşın nesnel doğasına “savaşın doğası”, savaşın öznel doğasına ise “savaşın karakteri” denir. Nesnel (değişmeyen) eğilimleri öznel (sürekli değişen) eğilimleri anlatır.
İnsanlar, lazer güdümlü mühimmatın, uydu tabanlı bilgi ağlarının ve tüm bu teknolojik cihazların, son derece insani, cesur geleneği temelden nasıl değiştirdiğinden, yeni, kişisel olmayan, uzaktan savaş yönteminden bahsetmeye başladığında, Christopher Bassford, Sparta krallarından birinin, insanları uzaktan öldürmek için yeni bir aleti ilk gördüğü anı hatırlıyor. Bu bir mancınıktı. "Vay halimize," dedi, "insanlığın cesareti söndü!" Savaşın değişip değişmediği sorulduğunda, yavaş ve ciddi bir cevap veriyor: "Savaşın yöntemleri değişti, ama savaş değişmedi." Savaş, düşmanımızı kendi irademize boyun eğdirmek için yapılan bir şiddet eylemidir. Kusursuz bir savaş diye bir şey yoktur... İnsanlarla savaştığınız sürece, kan dökülmeden olmayacak. Şiddet olacak ve insanlar ölecek." Teknoloji bir kolaylaştırıcıdır. Teknoloji, savaşın değişen yönüdür. İnsan unsuru, savaş her zaman bir irade mücadelesi olduğundan savaşın ebedi doğasının bir yönüdür."
Görüleceği gibi, savaşın karakteri derin bir dönüşüm geçiriyor. Füzeler, insansız hava araçları, hassas silahlar ve siber saldırılar, modern çatışmaların baskın araçları haline gelerek savaşların nasıl yapıldığını ve kazanıldığını temelden değiştiriyor. Devam eden Ukrayna-Rusya çatışmasından, Hindistan-Pakistan gerilimine ve mevcut İsrail-İran Savaşı'na kadar, geleneksel askeri doktrinleri ve uluslararası hukuk çerçevelerini zorlayan yeni bir savaş çağına tanık oluyoruz. İnsansız hava araçları, hassas silahlar ve siber yetenekler, savaşların nasıl yapıldığını değiştirmekle kalmamış, aynı zamanda daha küçük aktörlerin daha büyük güçlere meydan okuma potansiyelini de artırmıştır. Bu teknolojik gelişmeler, özellikle geleneksel devletlerarası savaş çağı için tasarlanmış olan Cenevre Sözleşmeleri başta olmak üzere, mevcut uluslararası hukuk çerçevesini zorlamaktadır. Ayrım, orantılılık ve hesap verebilirlik ilkeleri, otonom sistemlere, siber operasyonlara ve sivil teknolojileri içeren hibrit savaşa uygulandığında yeni zorluklarla karşı karşıya kalmaktadır.
Strateji, hedeflere ulaşmak için kaynakların ustaca tahsis edilmesi amacıyla karar alma ve karar uygulama sürecidir. Savaş, büyük ölçekte, güç tarafından yönlendirilen örgütlü silahlı kuvvetlerin yürüttüğü bir mücadele durumudur. 11 Eylül 2001 terör saldırılarından kısa bir süre sonra, savaşın değiştiği ve belki de 'savaşın' kendisinin yerini başka şeylerin aldığı yönünde bazı spekülasyonlar ortaya atıldı. 'Konvansiyonel' savaşlar geçmişte kalmış gibi görünüyordu. Gelecekte, terörizm veya isyan eylemlerinin hâkim olacağı düşünülüyordu. Yirmi yıl boyunca, teröristlerin peşine düşüldü ve Batı koalisyon güçleri isyan karşıtı yöntemler benimseyerek doğrudan askeri müdahale yoluyla devletleri istikrara kavuşturma girişimleri oldu. Yıllar süren araştırmalar boyunca varılan fikir birliği, yeni aktörlerin, bağlamların, teknolojilerin, etkenlerin ve dinamiklerin varlığına rağmen savaşın doğasının (yani özünün) değişmediği yönündedir. Ayrıca, savaş teknikleri, çatışmanın dinamik ve içgüdüsel doğası ve fikirlerin etkisi de dâhil olmak üzere göz ardı edilmemesi gereken birçok sürekliliğin olduğunu da kabul edilmelidir. Son yıllarda silahlı çatışma tartışmaları incelendiğinde; yeni savaşlar; 'hukuk savaşı'; otomatik sistemlerin, siber ve bilgi savaşının etkileri; yapay zekânın gelişimi ve 'hibrit' veya 'gri bölge' savaşı yer almaktadır.
Bu gelişmelerin her biri, savaşa yönelik mevcut stratejik, operasyonel ve taktik yaklaşımların etkinliğini sorgulamaktadır: Sadece teknolojik ve yetenek geliştirmeleri değil, daha kapsamlı organizasyonel değişiklikler, profesyonel askeri eğitimde yeni girişimler, tedarik ve tedarik zincirleri konusunda yeni düşünceler ve stratejik liderlik gerektirmektedir.
Savaşın doğası İnsan faktörüdür, 19. yüzyılda Savaş Çalışmaları'nı yazan Fransız subay Albay Ardant du Picq bir keresinde şöyle yazmıştı: 'Teknolojik ilerlemeler insanlık durumunu ve dolayısıyla insanın savaşa verdiği tepkiyi değiştiremez'. Du Picq şunu söylüyor: Silahlar değişir, Menzil artar, Ateş gücü büyür. İletişim hızlanır. Ama: İnsan korkar ve panikler. İnsan cesaret gösterir ya da dağılır. Moral çökerse birlik çöker. Yani teknoloji insanın biyolojik ve psikolojik doğasını değiştirmez.
Bu iddialara rağmen Savaşın doğası değişmedi. Hâlâ hükümet, ordu ve halktan oluşan, her birinin savaşa farklı tepkileri olan ve buna karşılık gelen bir güç üçlüsü mevcut. Savaş, düşmanlık, tutku, yoğunluk, hayatta kalma kararlılığı ve başkaları üzerinde güç kurma arzusuyla dolu, ölümcül bir durum olmaya devam ediyor. Dünya, insansız hava araçları, yapay zekâ ve diğer teknolojilerin savaşın doğasını tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar temelden değiştirdiği "yeni bir tehdit çağıyla" karşı karşıya. Zafer, bir birimin bilişsel ve teknolojik tutarlılığı korurken, düşmanda "tutarsızlık" yaratma yeteneğine bağlı olacaktır.
Yeni savaş biçimleri, devlet dışı aktörlerin, teknoloji şirketlerinin, yapay zekâ algoritmalarının ve dijital altyapı sağlayıcılarının etkili oyuncular haline geldiği bir ortamda ortaya çıkmaktadır. En önemlisi, savaşın birincil hedefi giderek insan zihni, kamuoyu algısı ve kolektif hafıza haline gelmiştir.