Geçen hafta EuroLeague’in 12. haftasında Belgrad’daki Partizan–Fenerbahçe Beko maçı, bir skandala şahit oldu.

Basketbol konuşulacakken, bir spor gecesi nefret gösterisine dönüştürüldü.

Tribünlerde açılan pankart, sözde kahramanlık diye övülen bir pusuyu anlatıyordu:

1389 Kosova Savaşı’nda Sultan I. Murad’ın, Miloš Obilić tarafından hileyle, alçakça şehit edilişini…

Bir adam, yardım ister gibi yaklaşıyor.

Padişah merhamet gösteriyor.

Ve o an…

Hançer saplanıyor.

Tarih bunu “kahramanlık” diye yazmaz.

Tarih bunu kalleşlik diye yazar.

Üstelik Osmanlı bu savaşı kazanmışken, bu sahneyi bir zafermiş gibi pankarta taşımanın adı da çok açıktır:

Kompleks...

Bu topraklarda savaşın hakemi çoktan kararını verdi.

Bir taraf devlet kurdu, imparatorluklar büyüttü.

Diğer taraf ise o günü hâlâ bir övünç nişanı gibi taşımak zorunda kalıyor.

Asıl trajedi budur.

Evet, Balkan tribünlerinde milliyetçi gösteriler yeni değil.

Ama bir spor müsabakasını nefret sahnesine çevirmek, tarihten kin devşirmek, küfür ve düşmanlık üretmek…

Bu artık “taraftarlık” değil; bu çirkin bir provokasyondur.

Bizim tarihimiz açık, net ve gurur doludur.

Biz, bir kişinin arkadan hançerleyip kaçtığı bir hikâyeyi kahramanlık diye anlatmayız.

Çünkü şanlı zaferlerimizde kurnazlık değil, cesaret vardır.

Hile değil, devlet aklı vardır.

Pusu değil, şerefli savaş vardır.

Bırakalım onlar kalleşliği pankarta taşısın;

biz tarihin kendisini taşıyoruz.

Sultan Murad Hüdavendigâr, savaş meydanında şehit düşmüş bir hükümdardır.

Bu millet, böyle bir şehidi hafızasında baş tacı eder;

kimseyi de düşmanlığıyla beslemez.

Ama bazen gerçekleri hatırlatmak şarttır:

Zafer Osmanlı’nındı.

Utanç ise kalleşliği destan zannedenlerindir.