
Bir hırkanın hatırasında saklı muhabbet, asırlardan günümüze uzanan bir emanet ve Resûlullah’a duyulan bitmeyen hasret…
Bazı emanetler vardır ki maddî kıymetleriyle değil, taşıdıkları hatırayla gönüllerde yer edinir. Onlar, geçmişle bugün arasında kurulan bir muhabbet köprüsüdür.
Hırka-i Şerîf de Müslümanların gönlünde Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed Mustafa sallallâhü aleyhi ve sellem’e duyulan sevgi ve hürmetin sembollerinden biri olarak asırlardır anılmaktadır.
Resûlullah Efendimiz’in mübarek hırkası, yalnızca bir kumaş parçası olarak görülmez. Onu kıymetli kılan, İslâm tarihindeki yeri, etrafında oluşan hatıralar ve ümmetin gönlünde uyandırdığı derin muhabbet duygusudur.
Bu sebeple Hırka-i Şerîf’in tarihî yolculuğunu öğrenmek, aynı zamanda Peygamber sevgisinin asırlar boyunca nasıl yaşatıldığını anlamaktır.
Hırka-i Saâdet veya Hırka-i Şerîf tabirleri, Peygamber Efendimiz’e nispet edilen mübarek hırkalar için kullanılmaktadır. Bunlardan, meşhur Arap şairi Kâ‘b bin Züheyr radıyallâhü anh’e hediye edildiği rivayet edilen hırka, İslâm tarihinin dikkat çekici hatıraları arasında yer alır.
Kâ‘b bin Züheyr, İslâmiyet’in ilk dönemlerinde yaşamış, şiirleriyle tanınmış bir şairdi. Bir müddet İslâm’a karşı olan çevrelerde bulunmuş, daha sonra Müslüman olmuş ve Peygamber Efendimiz’in huzuruna gelerek meşhur kasidesini okumuştur.
Bu kaside, başlangıç sözleri sebebiyle “Bânet Sü‘âd”, Peygamber Efendimiz’in şairin omuzlarına hırkasını koymasıyla ilişkilendirilen adıyla da “Kasîde-i Bürde” olarak tanınmıştır.
Rivayete göre Kâ‘b bin Züheyr, kasidesinde Resûlullah Efendimiz’i metheden beyitler okurken Peygamberimiz çok memnun olmuş ve üzerindeki hırkayı ona hediye etmiştir.
Böylece hırka, İslâm edebiyatı ve tarihinin en meşhur hatıralarından biri hâline gelmiştir.
Bu hırkanın daha sonra Hazret-i Muâviye radıyallâhü anh tarafından satın alınmak istendiği, Kâ‘b’ın vefatından sonra ise mirasçılarından satın alındığı anlatılır.
Emevî ve Abbâsî halifeleri dönemlerinden geçerek Mısır’a ulaştığı, Yavuz Sultan Selim Han’ın Mısır seferinden sonra da İstanbul’a getirildiği rivayet edilir.
Topkapı Sarayı’nda muhafaza edilen bu emanet, Hırka-i Saâdet adıyla bilinmektedir.
Kâ‘b bin Züheyr’in kasidesi ise asırlar boyunca Müslüman şairlere ilham vermiş; Resûlullah sevgisini şiir diliyle ifade etmenin en meşhur örneklerinden biri olmuştur.
*
Hırka-i Şerîf denildiğinde İstanbul’da akla gelen mübarek emanetlerden biri de Veysel Karanî Hazretleri’ne nispet edilen hırkadır.
Veysel Karanî Hazretleri, Peygamber Efendimiz’e duyduğu derin sevgi, annesine gösterdiği hürmet ve takvâsıyla İslâm tarihinde müstesna bir yere sahiptir.
Yemen’de yaşadığı için Resûlullah Efendimiz’i dünyadayken ziyaret etme imkânı bulamadığı, buna rağmen ona duyduğu muhabbetle gönüllerde taht kurduğu anlatılır.
İslâm kültüründe Veysel Karanî Hazretleri, Peygamber sevgisinin, anne hakkına riayetin ve ihlâsın sembollerinden biri olarak anılır. Hırka-i Şerîf’in ona gönderildiğine dair anlatım da bu sevgi ve bağlılık geleneği içinde önemli bir yer tutar.
Rivayete göre Peygamber Efendimiz, Veysel Karanî Hazretleri’ne hırkasının ulaştırılmasını istemiştir. Bu emanetin nesiller boyunca muhafaza edildiği ve sonunda İstanbul’a getirildiği kabul edilir.
Ailenin rivayet edilen soyundan gelen Şükrullâh Efendi’nin, 17. yüzyılda hırkayı İstanbul’a getirdiği anlatılır. Hırka, önce aile konağında ziyaretçilere gösterilmiş, zamanla halkın yoğun ilgisi üzerine onu muhafaza edecek özel bir mekâna ihtiyaç duyulmuştur.
*
Hırka-i Şerîf’in muhafazası ve ziyarete açılması bakımından İstanbul’un Fatih ilçesinde bulunan Hırka-i Şerîf Camii’nin ayrı bir yeri vardır.
Sultan Abdülmecid Han, 1851 yılında bu mübarek emanet için bugünkü caminin inşasını yaptırmıştır. Böylece Hırka-i Şerîf’in korunması ve ziyaret edilmesi amacıyla özel bir mekân meydana getirilmiştir.
Caminin içinde yer alan ve hırkanın manevi kıymetini dile getiren şu beyitler, ziyaretin ruhunu güzel bir şekilde ifade eder:
Ziyâret kılsun ümmetler, ridâ-i cân-bahâdır bu
Cenâb-ı Veys’e ihsân u atâ-yı Mustafâ’dır bu.
Bu beyitlerde, hırkanın Veysel Karanî Hazretleri’ne Peygamber Efendimiz tarafından hediye edildiği inancı dile getirilmekte; Müslümanlar bu kıymetli hatırayı ziyaret etmeye davet edilmektedir.
Her yıl Ramazan ayında Hırka-i Şerîf’i ziyaret etmek isteyen çok sayıda insan camiye gelir. Ziyaretçiler, bu emaneti görmenin heyecanını yaşarken Resûlullah Efendimiz’e duydukları muhabbeti de gönüllerinde tazelerler.
Ancak burada unutulmaması gereken önemli bir hakikat vardır: Mübarek emanetlere hürmet, onları gönderen ve temsil ettikleri Peygamber sevgisini anlamakla tamamlanır.
Asıl mesele, o sevgiyi güzel ahlâkla, merhametle, doğrulukla ve sünnet-i seniyyeye bağlılıkla hayatımıza taşımaktır.
*
Bir hırkanın asırlar boyunca muhafaza edilmesi, insanların onu ziyaret etmek için uzak yollardan gelmesi ve bu hatıranın nesilden nesile aktarılması, Peygamber Efendimiz’e duyulan muhabbetin ne kadar derin olduğunu gösteren kültürel ve tarihî bir mirastır.
Ne var ki Peygamber sevgisi yalnızca mübarek emanetleri ziyaret etmekten ibaret değildir. Onun merhametini örnek almak, yetimin başını okşamak, anne ve babaya hürmet etmek, komşunun hakkını gözetmek, kul hakkından sakınmak ve her işte doğruluktan ayrılmamak da bu sevginin tezahürlerindendir.
Resûlullah Efendimiz’in hayatı, insanlığa rahmetin, adaletin, sabrın ve güzel ahlâkın yolunu göstermiştir. Onun sünnetini yaşatmak, ismini hürmetle anmak kadar kıymetlidir.
Hırka-i Şerîf bize şunu hatırlatır: Asırlara meydan okuyan en büyük miras, insanın gönlünde taşıdığı hakiki muhabbettir.
Bu muhabbet, dilimizden salât ü selâm olarak dökülmeli; davranışlarımızda ise güzel ahlâk olarak görünmelidir.
YA RESULALLAH SANA UMMETİZ BİZ.
Resûlullah aşkı gönlümde yanar,
Adını anınca gözlerim kanar.
Muhabbetin kalbe bir güneş sunar,
Yâ Resûlallah, sana ümmetiz biz.
Hırkanın hatrına gönüller ağlar,
Hasretin içimde nice yol bağlar.
Adını duyanın gözleri çağlar,
Yâ Resûlallah, sana ümmetiz biz.
Kâ‘b’ın kasidesi dillere destan,
Sevginle aydınlık bulmuştur cihan.
Salâtla dolsun her gece, her an,
Yâ Resûlallah, sana ümmetiz biz.
Veysel’in gönlünde bir hasret vardı,
Muhabbet ateşi bağrını sardı.
Sevginin hikmeti gönlüne vardı,
Yâ Resûlallah, sana ümmetiz biz.
Hırka bir hatırat, gönülde nişan,
Sevginle güzelleşir bütün insan.
Sünnetin yolunda bulalım iman,
Yâ Resûlallah, sana ümmetiz biz.
Merhamet öğretin, adalet, ihsan,
Güzel ahlâk olsun bizlere ferman.
Sevginle şereflensin bütün cihan,
Yâ Resûlallah, sana ümmetiz biz.
Dillerde salâtlar, gönüller yanar,
Ümmetin gözleri yolunu arar.
Mahşerde ümmete şefaat umar,
Yâ Resûlallah, sana ümmetiz biz.
Hüdayi niyazı Rabbine sunar,
Gönlünde muhabbet kandili yanar.
Allah aşkın ile cenneti anar,
Yâ Resûlallah, sana ümmetiz biz.
Yâ Rabbi! Kalplerimizi Habîbin Hazret-i Muhammed Mustafa sallallâhü aleyhi ve sellem’in sevgisiyle mamur eyle.
Bizleri onun güzel ahlâkını örnek alan, sünnet-i seniyyesine bağlı kalan ve ümmet olmanın mesuliyetini hakkıyla taşıyan kullarından eyle.
Allah’ım! Mübarek emanetlere duyduğumuz hürmeti, Resûlullah Efendimiz’in yoluna bağlılıkla taçlandırmayı bizlere nasip eyle.
Gönüllerimizden merhameti, dillerimizden zikrini, hayatımızdan doğruluğu eksik etme.
Yâ Rabbi! Peygamber Efendimiz’in şefaatine nail olmayı, mahşer günü onun sancağı altında toplanmayı ve Kevser Havuzu’nun başında onun mübarek ümmeti olarak bulunmayı cümlemize nasip eyle.
Geçmişlerimize rahmet, hastalarımıza şifa, dertlilerimize deva, milletimize huzur ve İslâm âlemine birlik nasip eyle.
Âmin, bi-hürmeti Seyyidi’l-mürselîn.
Resim:1960 li yıllarda Hırka-i Şerif Camii..
HİDAYET DOĞAN OSMANOĞLU
TC.KUL.VE TURİZM BAK.HALK ŞAİRİ