Modern hayat bize hız kazandırdı; ancak bu hızın bedelini çoğu zaman bedenimiz ödüyor. Günlük koşuşturma içinde zihnimiz sürekli meşgulken, bedenimiz fark edilmeden geriliyor, nefesimiz ise giderek yüzeyselleşiyor. Çoğumuz nefes aldığımızı sanıyoruz; oysa çoğu zaman yalnızca hayatta kalacak kadar soluyoruz.
Nefes, yalnızca biyolojik bir refleks değildir. Sinir sistemi, duygular ve zihinsel durumlarla doğrudan ilişkilidir. Nefesin ritmi değiştiğinde bedenin verdiği tepkiler de değişir; gevşeme başlar, zihin sakinleşir ve kişi kendisiyle yeniden temas kurar.
Bu hafta Cumartesi günü Kırıkkale Tıp Fakültesi’nde gerçekleştirilecek Nefes ve Yaşam Koçluğu Workshopu, bu farkındalığı yeniden hatırlatmayı amaçlamaktadır. Çalışmanın odağında “daha fazlasını yapmak” değil, durmak, yavaşlamak ve bedeni dinlemek vardır.
Günümüzde stres, kaygı ve tükenmişlik hissi yaşayan birçok kişi, bu yükün bedende nasıl biriktiğinin farkında değildir. Nefes çalışmaları, bedende biriken bu gerilimi fark etmenin ve yumuşakça çözmenin en sade yollarından biridir. Yaşam koçluğu ise bu farkındalığın günlük yaşama nasıl taşınabileceğini görmeye yardımcı olur.
Bu tür çalışmalar bir reçete sunmaz.
Kimseyi düzeltmeyi ya da dönüştürmeyi vaat etmez.
Ancak kişiye, kendi iç dengesini duyabileceği bir alan açar.
Bazen çözüm, daha çok çabalamakta değil;
bir anlığına durup, gerçekten nefes alabilmektedir.
Hayat aynı kalabilir.
Ancak nefesi değişen bir insan, hayata aynı yerden bakmaz.