Bir çocuğun ağlaması çoğu zaman bir sorun değil, duygusal bir düzenleme çabasıdır. Asıl mesele, o ağlamaya nasıl eşlik ettiğimizdir.
Bir çocuk ağladığında ilk refleksimiz genelde aynıdır:
“Ne oldu?”, “Bir şey mi istiyor?”, “Durduralım.”
Çünkü ağlama, yetişkin dünyasında çoğu zaman bir arıza sesi gibi algılanır.
Sanki bir şey yanlış gidiyordur ve hemen düzeltilmelidir.
Oysa çocuk gelişiminde ağlama, çoğu zaman bir problem değil,
bir düzenleme çabasıdır.
Çocuk, henüz kelimeleri yokken bedeniyle konuşur.
Ağlama; yorgunluğun, hayal kırıklığının, taşan duygunun,
bazen sadece “buradayım” demenin yoludur.
Ama biz çoğu zaman o sesi susturmaya çalışırız.
Dikkatini dağıtır, konuyu kapatır, hızlanırız.
Çünkü bir çocuğun ağlamasına eşlik etmek,
kendi içimizdeki eski ağlamalara da temas eder.
Bir çocuğun ağlamasına tahammül edebilmek,
aslında yetişkinin kendi duygusuna da alan açabilmesidir.
Ağlayan bir çocuğa her zaman çözüm gerekmez.
Bazen ihtiyaç duyduğu tek şey,
orada kalan bir yetişkindir.
“Geçecek” demeden,
“sus” demeden,
“abartıyorsun” demeden…
Sadece orada.
Çocuk, anlaşıldığını hissettiği yerde regüle olur.
Sakinleşmeyi bizden değil, bizim hâlimizden öğrenir.
Bu yüzden her ağlama bir problem değildir.
Bazı ağlamalar, gelişimin ta kendisidir.
Bizim meselemiz ağlamayı durdurmak değil,
o ağlamaya neyle eşlik ettiğimizdir.
Özge Günel
Fark etmek, bırakmanın ilk hâlidir.