
Kâbe-i Muazzama’nın ön cephesinde, yaklaşık sekiz metre mesafede bulunan Makâm-ı İbrâhîm, üzerinde Hazret-i İbrâhîm’in (a.s.) mübarek ayak izlerini taşıyan mukaddes bir taştır.
Tavaftan sonra kılınması vacip olan tavaf namazını Makâm-ı İbrâhîm ile Mültezem arasında kılmak faziletlidir
Hadîs-i şerîfte bildirildiğine göre Makâm-ı İbrâhîm, Hacerü’l-Esved gibi Cennet’ten indirilmiş bir yâkuttur. Cenâb-ı Hak, bu mübarek taşın nurunu gizlemiştir.
Hasan-ı Basrî Hazretlerinin beyânına göre Makâm-ı İbrâhîm, duaların süratle kabul edildiği müstesna mekânlardan biridir.
Kur’ân-ı Kerîm’de “Makâm-ı İbrâhîm” ifadesi iki yerde geçmektedir. Âl-i İmrân Sûresi’nin 97. âyet-i kerîmesinde meâlen:“Orada apaçık alâmetler ve Makâm-ı İbrâhîm vardır.”buyurulmaktadır.
Hazret-i İbrâhîm (a.s.), oğlu Hazret-i İsmâil (a.s.) ile birlikte Kâbe-i Muazzama’yı inşa ederken duvarlar yükseldikçe bir taşa basarak çalışmıştır.
Rivayetlere göre bu taş, ilâhî bir mucize olarak yukarı ve aşağı hareket etmiş, böylece Beytullâh’ın inşası kolaylaşmıştır.
İşte bugün Makâm-ı İbrâhîm diye bildiğimiz bu mübarek taş, o büyük inşaatın ve Hazret-i İbrâhîm’in (a.s.) teslimiyetinin unutulmaz bir hâtırasıdır.
Bir taş üzerinde kalan ayak izi, Asırlardır gönüllerde sönmez. İbrâhîm’in sadâkat nişânı, O mübarek izler asla silinmez.
Beytullâh yükseldi taşlar üstünde, Tevhid güneş doğdu gönül üstünde. Lebbeyk sesi yankılandı her yerde, Hüdayi, aşk bitmez Hakk’ın izinde.
Hazret-i İbrâhîm’e (a.s.) Cenâb-ı Hak, Beytullâh’ı inşa ettikten sonra insanları hacca davet etmesini emretmiştir.
İbrâhîm aleyhisselâm bütün insanlığa seslenmiş; Allahü Teâlâ’nın kudretiyle bu davet yeryüzündeki insanlara ulaştığı gibi ruhlar âleminde bulunanlara da işittirilmiştir.
Bugün hac ve umre için Beytullâh’a gelen her müminin “Lebbeyk Allâhümme lebbeyk” demesi, işte bu kadîm davete verilen bir cevap gibidir.
Makâm-ı İbrâhîm, bize bu ezelî daveti hatırlatır.
Makâm-ı İbrâhîm’in Kur’ân-ı Kerîm’de geçtiği ikinci yer ise Bakara Sûresi’nin 125. âyet-i kerîmesidir:“Makâm-ı İbrâhîm’den bir namazgâh edinin.”
Bir gün Hazret-i Ömer (r.a.), Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.):--Yâ Resûlallâh! Makâm-ı İbrâhîm’i ve Kâbe istikametini çok seviyoruz. Buranın namaz kılınacak bir yer olmasını arzu ediyoruz.” diye arz etmiştir.
Kısa bir müddet sonra Cebrâîl aleyhisselâm bu âyet-i kerîmeyi getirmiş ve Makâm-ı İbrâhîm’in namazgâh olduğunu bildirmiştir.
Bunun üzerine Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), günlük namazlarını burada kıldığı gibi tavaf namazlarını da Makâm-ı İbrâhîm’in yanında edâ etmiştir.
Bir iz ki gönülde nice sır taşır, Bir iz ki âşıklar Hakk’a ulaşır. İbrâhîm secdesi bize yol açar, Kul secde edince gönül konuşur.
Kâbe’nin yanında nurdan bir makam, Gönüllerde açar bambaşka âlem. Hüdayi, o izden ayrılma sakın, Secdeyle güzeldir kullukta adam.
Abdullah İbn-i Abbâs (r.a.) Hazretlerinden rivayet edildiğine göre, Makâm-ı İbrâhîm’deki ayak izlerine en çok benzeyen ayak izi, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) mübarek ayak izleridir.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hayat-ı saâdetleri ve Hulefâ-yı Râşidîn devrinde açıkta bulunan Makâm-ı İbrâhîm için ilk mahfaza, 778 yılında Abbâsî Halifesi Mehdî tarafından yaptırılmıştır.
Halife Mütevekkil ise 850 yılında 8.000 miskal altın ve 70.000 dirhem gümüş harcayarak eskisinin üzerine yeni bir mahfaza yaptırmıştır. Daha sonra bu mahfazanın üzerine kubbeli bir maksûre yapılmıştır.
Memlük ve Osmanlı sultanları da Makâm-ı İbrâhîm’e gereken hürmeti göstermiş, zaman zaman bu maksûreyi yeniletmişlerdir.
Makâm-ı İbrâhîm, 1540 yılında Kanûnî Sultan Süleyman Han tarafından yenilenmiştir. Sultan Dördüncü Murad Han devrinde ise 1635 yılında ahşap sandukası yeniden yaptırılmıştır. Aynı yıllarda parmaklıkları yeşile boyanmış ve altın yaldızla süslenmiştir.
Makâm-ı İbrâhîm, sadece üzerinde bir peygamberin mübarek ayak izlerinin bulunduğu bir taş değildir.
O, tevhidin, teslimiyetin, fedakârlığın ve Allah’ın emrine boyun eğmenin sembolüdür.
Hazret-i İbrâhîm (a.s.) oğluyla beraber Beytullâh’ı inşa etti. Allah’ın emriyle insanları hacca davet etti. Bugün milyonlarca Müslüman onun davetine icabet ederek Kâbe’ye yöneliyor.
Ve bizler, Makâm-ı İbrâhîm’in yanında namaz kılarken aslında asırlar öncesinden gelen büyük bir teslimiyetin izinde secde ediyoruz.
Ne mutlu o izleri görebilen gözlere…
Ne mutlu o makamın mânâsını anlayabilen gönüllere…
Ne mutlu İbrâhîm’in (a.s.) yolundan yürüyüp Rabbine teslim olanlara…
Yâ Rabbi! Bizleri de Hazret-i İbrâhîm’in (a.s.) teslimiyetinden nasiplenen,
Beytullâh’a gönülden bağlı, namazını ihlâsla edâ eden kullarından eyle.
Kâbe’yi görmeyi, Makâm-ı İbrâhîm’in yanında iki rekât namaz kılmayı ve “Lebbeyk Allâhümme lebbeyk” diyerek Senin davetine icabet etmeyi bütün müminlere nasip eyle.
Âmin.
CENNET YÂKÛTU: MAKÂM-I İBRÂHÎM..
Kâbe’nin yanında nur parlar her dem,
İbrâhîm’in izi gönüllerde hem.
Taş dile gelirken susar bütün dil,
Secdeye çağırıyor o mübarek iz.
Beytullâh yükseldi taş taş üstüne,
Tevhîd güneş doğdu gönül üstüne.
İsmâil’le kurdu o kutlu yapı,
Rahmetler yağdırdı Rabbim üstüne.
Bir nida yükseldi çöllerden aşan,
Lebbeyk diye coştu gönüller taşan.
Ezelden gelen bu ilâhî davet,
Bugün de yankılanır her yerde elbet.
İbrâhîm yürüdü Hak emri ile,
Teslim oldu Rabb’in takdiri ile.
O mübarek makam şahitlik eder,
Kul Hakk’a erişir aşkın nuruyla.
Makâm-ı İbrâhîm cennet yâkûtu,
Gönüllere sunulan rahmet umudu.
Bir taş değil yalnız kutlu bir nişan,
Teslimiyet yolunda sönmeyen fener.
Namazgâh edinin buyurdu Kur’ân,
Secdeyle aydınlanır gönüller her an.
İki rekât namazda huzur bulan kul,
İbrâhîm izinde Hakk’a varır kul.
Ne mutlu o göze o nuru görene,
Ne mutlu gönlüyle Hakk’a dönene.
Kâbe’ye yüz sürüp Lebbeyk diyene,
İbrâhîm yolunda teslim olana.
Hüdayi, bu makam aşkın izidir,
İbrâhîm’den kalan kutlu sözüdür.
Rabbim bizi eylesin o yolda daim,
Kâbe’ye çağrılan bahtiyar kuldan.
HİDAYET DOĞAN OSMANOĞLU
TC KUL.VE TURİZM BAK.HALK ŞAİRİ