EĞİTİM AİLEDE BAŞLAR
Henüz okulların yeni açıldığı, eğitim öğretim yılının daha ilk günlerinin yaşandığı bir dönemde Manisa’nın Turgutlu ilçesinde meydana gelen saldırı hepimizi derinden üzdü. Olayla ilgili görüntüler sosyal medyaya düştükçe üzüntümüzün yerini öfke ve kaygı aldı.
Çünkü çocuklarımızı okula gönderirken onların güvenliğinden, geleceğinden ve sağlıklı bireyler olarak yetişmelerinden endişe etmek istemiyoruz.
Oysa buna benzer olayları toplum olarak daha önce de yaşadık. Her defasında büyük acılar çektik, öfkelendik, sorumlular aradık ve çeşitli tedbirler gündeme geldi. Ancak aradan zaman geçtikten sonra aynı sorunların farklı biçimlerde yeniden karşımıza çıkması, hepimizin daha derin düşünmesini gerektiriyor.
Böyle olayların ardından suçlamak en kolay yoldur.
Devleti suçlamak, okul yönetimini suçlamak, güvenlik güçlerini suçlamak, öğretmenleri suçlamak, olayın failini suçlamak mümkündür. Elbette herkes kendi sorumluluk alanında değerlendirilmelidir. Devletin, okul yönetimlerinin, güvenlik birimlerinin ve eğitimcilerin üzerine düşen görevler vardır.
Ancak yalnızca bir kişiyi ya da bir kurumu suçlayarak bu sorunları çözemeyiz.
Çünkü çocuklarımızı yetiştiren yalnızca okul değildir.
Eğitim önce ailede başlar.
Bir çocuk sabah evden çıkarken hangi ruh haliyle çıkıyor?
Kendini değersiz mi hissediyor, öfkeli mi, yalnız mı, dışlanmış mı?
Ailesi onun yaşadığı sorunlardan haberdar mı?
Çocuğunun arkadaş çevresini, internette neler izlediğini, hangi oyunları oynadığını, kimlerle iletişim kurduğunu bilen kaç aile var?
Evde bulunan tehlikeli bir silahın, çocuğun erişebileceği bir yerde olup olmadığını kontrol ediyor muyuz?
Çocuğumuzun davranışlarında meydana gelen değişiklikleri fark ediyor muyuz?
Bazen bir çocuğun sessizliği, aslında yüksek sesle yardım istemesidir.
Bazen içine kapanması, öfkelenmesi, arkadaşlarından uzaklaşması veya sürekli bilgisayar ve telefon başında olması yalnızca “ergenlik” denilerek geçiştirilemeyecek kadar önemli işaretler olabilir.
Çocuklarımızın yalnızca ders notlarına bakıyoruz.
“Matematikten kaç aldın?”
“Sınavın nasıl geçti?”
“Takdir aldın mı?”
“Üniversitede hangi bölümü kazanacaksın?”
Peki hiç şu soruyu soruyor muyuz?
“Bugün gerçekten nasılsın?”
Çocuğumuzun akademik başarısını önemsemeliyiz. Ancak iyi bir karne, iyi bir insan yetiştirildiğinin tek göstergesi değildir.
Merhamet, adalet, vicdan, sabır, empati, sorumluluk ve sevgi de bir çocuğun eğitim hayatının en önemli parçalarıdır.
Çocuğa yalnızca başarılı olmayı değil, insan olmayı da öğretmek zorundayız.
İstediğiniz kadar okul önlerine polis koyun, güvenlik kameraları yerleştirin, giriş çıkışları denetleyin. Bunların tamamı önemlidir ve yapılmalıdır. Ancak ailede verilmeyen sevgiyi, merhameti, vicdanı ve adalet duygusunu yalnızca güvenlik tedbirleriyle tamamlamak mümkün değildir.
Güvenlik tedbirleri olayın önlenmesine yardımcı olabilir; fakat çocuğun karakterinin oluştuğu ilk ve en önemli yer yine ailedir.
Bu nedenle meseleye yalnızca “okul güvenliği” penceresinden bakmak eksik kalır.
Mesele aynı zamanda aile güvenliği, çocuk psikolojisi, sosyal çevre, dijital dünya ve değerler eğitimi meselesidir.
Bugün çocuklarımız yalnızca mahalledeki arkadaşlarından etkilenmiyor. Telefonlarından, tabletlerinden, sosyal medyadan, internet platformlarından ve bilgisayar oyunlarından da etkileniyorlar.
Şiddetin sıradanlaştırıldığı, saldırganlığın eğlence unsuru haline getirildiği içerikler çocuklarımızın dünyasına kontrolsüz biçimde girebiliyor.
Elbette her şiddet içerikli oyun oynayan çocuğun şiddete başvuracağını söylemek doğru değildir. Ancak çocukların yaşına ve gelişim düzeyine uygun olmayan içeriklere karşı ailelerin ve devletin daha dikkatli olması gerektiği de açıktır.
Bu noktada belli yaş gruplarındaki çocukların şiddet içerikli dijital içeriklere erişiminin sınırlandırılması, internet kullanımının daha sağlıklı şekilde denetlenmesi ve ailelere bu konuda rehberlik edilmesi üzerinde daha ciddi şekilde düşünülmelidir.
Çünkü artık çocuklarımızın odasının kapısını kapatmak, onların dünyadan tamamen uzak olduğu anlamına gelmiyor.
Dünyanın bütün tehlikeleri bir ekran aracılığıyla evimizin içine girebiliyor.
Sanal kumar, zararlı içerikler, madde kullanımına özendiren paylaşımlar, şiddeti normalleştiren videolar ve çocukları hedef alan çeşitli dijital riskler konusunda da daha güçlü bir mücadeleye ihtiyaç var.
Ancak bu mücadele yalnızca devletin görevi değildir.
Aile, okul, devlet, güvenlik güçleri ve toplum birlikte hareket etmelidir.
Bir çocukta şiddet eğilimi gördüğümüzde onu hemen dışlamak yerine anlamaya çalışmalıyız.
Bir çocuğu “sorunlu çocuk” diye etiketlemek yerine, “Bu çocuk neden böyle davranıyor?” sorusunu sormalıyız.
Çünkü bazen suç olarak gördüğümüz davranışın arkasında ihmal, sevgisizlik, şiddet, dışlanma, travma, yalnızlık veya başka bir sosyal problem bulunabilir.
Bu, yanlış davranışı mazur göstermek anlamına gelmez.
Tam tersine, sorunun kaynağına inerek daha etkili çözüm üretmek anlamına gelir.
Çocuklarımızı korumak istiyorsak onları dinlemeliyiz.
Onlarla konuşmalıyız.
Onları yalnızca başarılarıyla değil, duygularıyla da değerlendirmeliyiz.
Aile içinde sağlıklı iletişim kurmalıyız.
Öğretmenlerin ve rehberlik servislerinin uyarılarını önemsemeliyiz.
Komşumuzun çocuğunda gördüğümüz bir problemi “Beni ilgilendirmez.” diyerek geçiştirmemeliyiz.
Çünkü çocuklarımız yalnızca kendi ailelerinin değil, toplumun da geleceğidir.
Bir çocuğun yaşadığı soruna zamanında müdahale edildiğinde belki de ileride yaşanabilecek çok daha büyük bir acının önüne geçilebilir.
Bu nedenle çocuklarımızı suçlamadan anlamaya, ötekileştirmeden sahip çıkmaya, korkutmadan doğruyu öğretmeye ihtiyacımız var.
Devlet elbette üzerine düşeni yapmalı ve yapmaya devam etmelidir. Okullarımızın güvenliği güçlendirilmeli, risk analizleri yapılmalı, rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri etkinleştirilmeli, güvenlik birimleriyle eğitim kurumları arasındaki koordinasyon daha da geliştirilmelidir.
Ancak bütün bunların yanında aile kurumunun güçlendirilmesi de bir devlet politikası olarak ele alınmalıdır.
Çünkü güçlü aile, sağlıklı çocuk; sağlıklı çocuk ise güvenli toplum demektir.
Bugün yaşanan her olay bize aynı gerçeği yeniden hatırlatıyor:
Çocuklarımızın yalnızca geleceğini değil, bugününü de korumak zorundayız.
Onlara iyi bir okul, iyi bir öğretmen ve iyi bir eğitim sistemi sunmak kadar; sevgi dolu bir aile, güvenli bir çevre ve sağlıklı bir sosyal hayat sunmak da bizim görevimizdir.
Belki de bugün hepimizin kendimize sorması gereken en önemli soru şudur:
“Çocuğumu sadece iyi bir öğrenci olarak mı yetiştiriyorum, yoksa iyi bir insan olarak da yetiştiriyor muyum?”
Çünkü eğitim yalnızca okul sıralarında verilen derslerden ibaret değildir.
Eğitim; evde başlayan, okulda devam eden, sokakta şekillenen ve hayat boyunca süren bir süreçtir.
Ve unutmayalım:
Eğitim ailede başlar.
Bu vesileyle Manisa’nın Turgutlu ilçesinde meydana gelen menfur saldırıda yaralanan evlatlarımıza Allah’tan acil şifalar diliyorum.
Kaygı ve endişeyle çocuklarından gelecek güzel haberi bekleyen kıymetli ailelerine sabır ve metanet diliyorum.
Başta öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz ve velilerimiz olmak üzere tüm eğitim camiamıza gönülden geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Dilerim yaşanan bu acı hepimiz için yeni bir tartışmanın değil, kalıcı ve doğru tedbirlerin başlangıcı olur.
Pınar Taşcı Yıkılmaz