Bazen yaptığım bütün işlerden, yazdığım bütün yazılardan, kurduğum bütün hayallerden geriye ne kalacağını düşünürüm. Bir gün görevim sona erecek. Oturduğum koltuğa başka biri oturacak, imzaladığım yazılar dosyalarda kalacak, bugün büyük bir telaşla yetiştirmeye çalıştığım işlerin birçoğu zaman içinde unutulacak. Hayat da böyle değil mi? İnsan, bir gün elindeki bütün sıfatları bırakıp yalnızca yaşadıklarıyla ve yaşattıklarıyla baş başa kalacak.
İşte o gün, içtenlikle söyleyebilmek istediğim bir cümle var: “Ardımda bir umut bıraktım.”
Bu cümle, gelecekte söylenecek bir veda sözü olmanın ötesinde, bugün nasıl yaşamam gerektiğini de hatırlatıyor bana. Bir öğrenciyi dinlerken, bir öğretmenle konuşurken, bir okulun ihtiyacını gidermeye çalışırken kendime aynı soruyu soruyorum: Yaptığım iş, bir insanın yarına daha güçlü bakmasına yardım ediyor mu?
Eğitim hayatım boyunca üzerinde en çok düşündüğüm meselelerden biri, insanın kendi imkânlarından vazgeçmesi oldu. Bir çocuğun henüz yolun başındayken “Ben yapamam.” demesi, bir gencin geleceğinde kendisine yer bulamaması, bir öğretmenin çabasının karşılığına olan inancını kaybetmesi… Böyle zamanlarda bilgiye, yeteneğe ve imkâna ilişkin konuşmalarımızın eksik kaldığını hissediyorum. Çünkü insan, bildiğini kullanmak ve yapabileceğini denemek için de bir dayanağa ihtiyaç duyuyor.

Bu yolculukta, ulaşabildiğim yerli ve yabancı bilimsel çalışmaları incelemeye, umudun farklı disiplinlerde nasıl ele alındığını anlamaya çalıştım. Tarihsel süreçleri gözden geçirdim; insanın güçlükler karşısında ayakta kalma çabasının düşüncedeki, eğitimdeki ve kültürdeki izlerini araştırdım. Okuduklarımın yanında, yıllar boyunca içinde bulunduğum, bugün hepsini tek tek sayamayacağım pek çok çalışma, görüşme ve uygulama da düşüncelerimin olgunlaşmasına katkıda bulundu. Bütün bu birikimin ışığında, umudu duygu, düşünce ve davranışın birlikteliği içinde ele alan yaklaşımımı “umut zekâsı” kavramıyla ifade etmenin yerinde olacağı kanaatine vardım. Bu kavram üzerinde çalışmaya karar verirken, benden önce ortaya konmuş bilgi ve emeğe duyduğum saygıyla, kendi tecrübelerimden süzülen düşünceleri ortak bir arayışa sunmak istedim.Umut zekâsı derken insanın duygusunu, düşüncesini ve davranışını birlikte ele alıyorum. Yaşadığı güçlüğü tanıyabilmesini, içinde bulunduğu durumu değerlendirebilmesini, kendisi için anlamlı bir hedef belirleyebilmesini önemsiyorum. Bir yol kapandığında başka yollar aramasını, ihtiyaç duyduğunda yardım istemesini, çabasını gözden geçirerek yeniden başlayabilmesini… Umudun öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir yaşam becerisi olduğuna inanıyorum. Bu inancımı eğitimle, araştırmayla ve uygulamayla derinleştirmeye çalışıyorum.

Bunun hayattaki karşılığı bazen çok küçük bir anda görünür. Matematikte zorlanan bir öğrenci düşünelim. Önündeki soruya bakarken yalnızca işlemleri görmez; geçmişteki yanlışlarını, arkadaşlarıyla arasındaki farkı, kendisine söylenen sözleri de hatırlar. “Ben zaten anlamıyorum.” dediğinde, çalışacağı konu kadar kendisi hakkında verdiği hükümle de uğraşmak gerekir. Onunla birlikte güçlüğü belirlemek, öğrenmeyi küçük adımlara ayırmak, farklı bir yöntem denemek ve gelişmesini fark etmesini sağlamak isterim. Bir gün “Henüz öğrenemedim ama öğrenmek için yapabileceklerim var.” diyebilmesi benim için kıymetlidir.

Umut Atölyesi’ne yüklediğim anlam da burada başlıyor. Çocuğun, gencin, öğretmenin ve velinin gündelik güçlükleri üzerinde birlikte çalışabileceği bir ortam hayal ediyorum. Duygularımızı tanırken düşüncelerimizi de sorgulayalım; düşündüklerimizi uygulanabilir adımlara dönüştürelim istiyorum. Birbirimizin tecrübesinden yararlanmayı, gerektiğinde destek almayı ve yeniden denemeyi öğrenelim. Umudun hayata nasıl katılacağını birlikte arayalım.
Öğrencilerle yaptığımız buluşmalarda da aynı arayış var. Sınıf başkanlarını dinlerken onların okulda gördüklerini, yaşadıklarını ve değiştirmek istediklerini önemsiyorum. Bir gencin sözünün dikkate alındığını görmesi, sorumluluk üstlenmesi, bir önerisinin ardından birlikte çalışmaya başlamamız gelecekle kurduğu ilişkiyi güçlendirebilir. Kendi hayatı ve çevresi üzerinde etkisi olduğunu hisseden genç, yarına daha fazla katılmak ister. Ben öğrencilerimizin böyle bir katılım duygusuyla yetişmesini arzuluyorum.
“Gürün’de NOTTAN ÖTESİ VAR” düşüncesinde de insanın gelişimine duyduğum bu ilgi bulunuyor. Bir sınav sonucunu incelediğimizde, o sonucun bize ne anlattığını ve bundan sonra ne yapacağımızı konuşabilmeliyiz. Öğrenci eksiklerini öğrenirken güçlü yanlarını da görebilmeli. Öğretmen, emeğinin hangi noktada karşılık bulduğunu anlayabilmeli. Veli, çocuğuna nasıl destek olacağını bilebilmeli. Ölçmenin ardından öğrenmeye açılan bir kapı varsa yaptığımız iş anlam kazanıyor.
Öğretmen hikâyelerini bir araya getirme isteğim de aynı düşüncenin başka bir ifadesi. “Beni Keşfeden, Umut Veren Öğretmenim” derken, bir insanın hayatında yıllarca yaşamaya devam eden öğretmen emeğine dikkat çekmek istiyorum. Bir öğrencinin yeteneğini fark eden, çekingenliğinin arkasındaki sesi duyan, yanlış yaptığında ona yeniden deneme cesareti veren öğretmeni… İnsan bazen yıllar sonra, kendisine duyulan o ilk güvenin hayatında ne kadar büyük bir yer tuttuğunu anlıyor. Bu hikâyeler paylaşılsın istiyorum; öğretmenlerimiz yaptıkları işin insan ömründeki karşılığını görebilsinler.
Okulların bakımından kitap okuma çalışmalarına, sınav hazırlıklarından sosyal ve kültürel etkinliklere kadar üstlendiğimiz işlere de bu gözle bakıyorum. Onarılan bir sınıf, çocuğa kendisinin önemsendiğini hissettirebilir. Okuduğu bir kitap, adını koyamadığı bir duyguyu anlamasına yardım edebilir. Katıldığı bir etkinlik, daha önce fark etmediği bir yeteneğini ortaya çıkarabilir. Öğretmen, öğrenci ve veli arasında kurulan sağlıklı bir ilişki, uzun zamandır çözülemeyen bir güçlüğün konuşulmasını sağlayabilir. Umut, hayatın bu somut ayrıntılarında karşılık buluyor.
Yazılarımda, kitaplarımda, şiirlerde ve türkülerde aradığım da insanın güçlükler karşısında hayatla bağını nasıl koruduğu. Acının içinden geçerken anlamı nasıl bulduğu, kaybettikten sonra nasıl yürüdüğü, kendi yorgunluğuna rağmen başkasına nasıl el uzattığı… Kendi kültürümüzün sözlerinde ve hikâyelerinde bu arayışın derin izlerini görüyorum. Onları bugünün insanıyla, bugünün sorularıyla buluşturmak istiyorum.
Bütün bunları düşünürken kendimi de bu yolculuğun dışında tutmuyorum. Ben de yoruluyorum, üzülüyorum, bazen bir işi nasıl sürdüreceğimi bilemiyorum. Umut üzerine çalışmak, kendi sorularımla daha dürüst biçimde karşılaşmamı gerektiriyor. Söylediklerimi hayatımda sınamayı, yanlışımı fark ettiğimde düzeltmeyi, başkasından öğrenmeyi sürdürebilmek istiyorum. Umudu anlatırken onun sorumluluğunu da taşımam gerektiğini biliyorum.Gürün’de bir çocuğa ulaşmakla bütün insanlığa dair bir söz söylemek arasında benim için bir bağ var. İnsanlığa duyduğumuz sorumluluk, karşımızdaki insanla kurduğumuz ilişkide başlıyor. Bir çocuğun kendisine kazandırılan güveni büyüdüğünde başka bir çocuğa verebileceğini düşünüyorum. Bir öğretmenin öğrencisinde bıraktığı izin, yıllar sonra başka hayatlara dokunabileceğini… İyiliğin ve umudun bizden sonra hangi yollardan yürüyeceğini bilemeyiz.
Belki yıllar sonra beni hatırlayan bir öğrencinin aklında unvanım kalmayacak. Fakat “Beni dinlemişti.” diyebilecek. Bir öğretmen, birlikte üstesinden geldiğimiz bir güçlüğü hatırlayacak. Bir genç, vazgeçmeye yaklaştığı günlerde kendisine gösterilen yolu başkasına gösterecek. Böyle bir hatıranın içinde yaşayabilmek bana yeter.
Bir gün görevimden ayrılırken, geride bıraktığım insanlara gönül rahatlığıyla bakabilmek isterim. Yıllar sonra, son nefesimde bu dünyaya veda ederken de aynı cümleyi canıgönülden söyleyebilmek arzumdur.
“Ardımda, tüm insanlığa yürekten sunduğum bir umut bıraktım.”




