BİR KİŞİNİN GÜNAHI, BİR CAMİANIN SUÇU OLAMAZ!
Bahattin Akyön’ün Köşe Yazısı
“Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.”
(Fâtır Suresi, 18. ayet)
Ne oluyor bize? Ne zaman bu kadar kolay hüküm verir, ne zaman bir insanın hatasını koca bir topluluğun üzerine yıkmaya başladık?
Bir kişi yanlış yapıyor, hemen arkasından bir camia suçlanıyor. Bir insan hata ediyor, aynı düşünceyi paylaşan, aynı inanca sahip olan, aynı çatı altında bulunan herkes zan altında bırakılıyor. Bir kişinin davranışı üzerinden binlerce insan hakkında hüküm veriliyor.
Peki, bu ne kadar adil? Bu ne kadar vicdanlı? Her şeyden önemlisi, bu ne kadar insanî?
İslam’ın temel ölçülerinden biri açıktır: Hiç kimse bir başkasının günahından sorumlu tutulamaz. Yüce Rabbimiz, Fâtır Suresi’nin 18. ayetinde bu gerçeği bütün açıklığıyla bildiriyor. Her insan kendi yaptığından sorumludur. Herkes kendi sözünün, davranışının ve tercihinin hesabını verir.
Öyleyse bizler, bir kişinin yanlışını neden milyonların sırtına yüklüyoruz?
Bir kişinin hatası, herkese fatura edilmez!
Elbette yanlış yapan eleştirilmeli, haksızlık yapanın karşısında durulmalı, suç işleyen varsa hukuk önünde hesap vermesi sağlanmalıdır. Hiç kimse inancı, kimliği, makamı, mensubiyeti veya düşüncesi ne olursa olsun yaptığı yanlışın arkasına saklanmamalıdır.
Ancak adaletin bir ölçüsü vardır: Suç şahsidir. Sorumluluk, kişinin kendi eylemi üzerinden değerlendirilmelidir.
Bir insanın yaptığı yanlış yüzünden bir camiayı karalamak, bir topluluğun tamamını suçlamak, masum insanları da aynı hükmün içine dâhil etmek adalet değildir.
Bir kişinin hatasını eleştirmek başka, o kişinin mensubu olduğu topluluğa düşmanlık beslemek başkadır.
Ne yazık ki bugün çoğu zaman bu iki kavram birbirine karıştırılıyor. Bir yanlış üzerinden genelleme yapılıyor; öfke büyütülüyor, önyargılar besleniyor, insanlar birbirinden uzaklaştırılıyor.
Oysa adalet, öfkemizin yönünü değil, hakikatin yönünü takip etmektir.
Dilimizle insanları mahkûm etmeyelim
Bazen bir cümleyle koca bir topluluğu incitiyoruz. Bazen bir paylaşımda binlerce insanı aynı kefeye koyuyoruz. Bazen de doğruluğunu araştırmadan duyduğumuz bir iddiayı başkalarına aktarıyor, insanların itibarına zarar veriyoruz.
Sonra da kendimizi haklı görüyoruz.
Peki, hiç düşündük mü? Suçladığımız insanların arasında hiçbir yanlışa bulaşmamış, ömrünü iyilikle geçirmiş, ailesine, milletine ve insanlığa hizmet etmiş kaç kişi var?
Bir insanın hatası, o insanın bütün çevresini suçlu yapmadığı gibi, bir topluluğa mensubiyet de kimseyi suçlu yapmaz.
İnsanları aidiyetleri üzerinden değil, davranışları üzerinden değerlendirmeliyiz. Bir kimsenin kim olduğuna bakarak değil, ne yaptığına bakarak hüküm vermeliyiz.
Çünkü adalet, sevmediğimiz insanlara karşı da adil olabilmektir.
Eleştiri başka, karalama başkadır
Yanlışları görmezden gelmek doğru değildir. Hataları örtmek, haksızlıklara sessiz kalmak da adalete hizmet etmez. Ancak eleştirinin de bir ahlakı, itirazın da bir sınırı vardır.
Bir yanlışı dile getirirken başka insanların hakkına girmemeliyiz. Bir kişiyi eleştirirken onunla ilgisi olmayan insanları hedef hâline getirmemeliyiz. Bir olayı değerlendirirken öfkemizi hakikatin önüne geçirmemeliyiz.
Unutmayalım ki adalet, yalnızca haklı olduğumuz zaman değil, kızgın olduğumuz zaman da ihtiyaç duyduğumuz bir erdemdir.
Toplum olarak birbirimize güvenmek, farklılıklarımızla bir arada yaşamak ve ortak değerlerimizi korumak istiyorsak önce dilimizi düzeltmeliyiz. İnsanları peşin hükümlerle mahkûm etmekten vazgeçmeliyiz.
Bir kişinin yanlışını bütün bir camiaya mal etmek, sadece o camiaya değil, toplumun vicdanına da zarar verir.
Son söz: Herkes kendi yaptığından sorumludur
Bugün kendimize şu soruyu sormalıyız: Bir başkasının hatasını eleştirirken gerçekten adaleti mi savunuyoruz, yoksa öfkemize bir hedef mi arıyoruz?
Kur’an-ı Kerim’in açık ölçüsü ortadayken bir kişinin günahını neden başkasına yüklüyoruz?
Gelin, insanları toptan suçlamayalım. Bir kişinin yanlışını bir topluluğun üzerine yıkmayalım. Haksızlığa karşı çıkarken başka bir haksızlığa imza atmayalım.
Yanlış yapan varsa yanlışıyla yüzleşsin. Suç işleyen varsa hukuk önünde hesabını versin. Fakat masum insanlar, başkalarının hataları yüzünden mahkûm edilmesin.
Çünkü bir kişinin günahı, binlerce insanın suçu olamaz.
Adalet, herkesi aynı kefeye koymak değil; herkesi kendi yaptığından sorumlu tutmaktır.
Ve unutmayalım: Başkasını suçlamak kolaydır; asıl mesele, hüküm verirken vicdanımızı ve adalet duygumuzu koruyabilmektir.
Yirmi beş yıldır, kazanım ve güzellikleri bir çırpıda yok etmek kimsenin haddine değildir. Bizler yolumuza daha güçlü devam edeceğiz. Yapmamız gereken bu…
Bahattin Akyön





