Türk müziğinin kendine özgü sesi ve yorumuyla tanınan Suavi’nin hikâyesinin arkasında, Kırıkkale’den Ankara’ya uzanan zorlu bir eğitim ve çalışma hayatı bulunuyor. Bugün daha çok ozan kimliği ve kendine has yorumuyla bilinen Suavi, aslında mimarlık eğitimi almış bir sanatçı.

KIRIKKALE’DE BİR MEMUR AİLESİNİN ÇOCUĞU

Suavi’nin hikâyesi Kırıkkale’de, mütevazı bir memur ailesinde başladı. Sobalı bir evde, Anadolu’nun imkânlarının sınırlı olduğu yıllarda büyüyen Suavi için eğitim, geleceğini değiştirebilecek en önemli yoldu.

Çalışmalarının karşılığını alarak Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nü kazandı. Ancak Ankara’da üniversite öğrencisi olmak, beraberinde ciddi ekonomik zorlukları da getirdi.

Kırıkkale’nin Sevilen Öğretmeni Vefat Etti
Kırıkkale’nin Sevilen Öğretmeni Vefat Etti
İçeriği Görüntüle

GÜNDÜZ MİMARLIK ÖĞRENCİSİ, GECE BATERİST

ODTÜ’de mimarlık eğitimi alan Suavi, öğrenimini sürdürebilmek ve ihtiyaçlarını karşılayabilmek için geceleri çalışmaya başladı.

Gündüzleri çizim masasının başında mimarlık eğitimi gören genç Suavi, geceleri ise Ankara’nın kulüp ve pavyonlarında bateri çaldı. Defterinden kalemine, öğrencilik hayatındaki ihtiyaçlarını karşılayabilmek için gecelerini çalışarak geçirdi.

Gece geç saatlere kadar baterinin başında olan Suavi, sabaha karşı Ankara’nın soğuğunda kaldığı yere dönüyor, birkaç saat sonra ise yeniden üniversitedeki derslerine giriyordu. Uykusuzluk ve maddi sıkıntılara rağmen eğitimini bırakmadı.

Bu yıllar aynı zamanda onun müzikle kurduğu bağın güçlendiği dönem oldu. Uzun süre çeşitli orkestralarda baterist olarak çalışan Suavi, sahnenin önündeki isim olmaktan çok, arka planda başka sanatçılara eşlik etti.

YILLARCA BAŞKALARINA ÇALDI

Suavi’nin bugün bilinen müzikal kimliğinin ortaya çıkması ise uzun yıllar aldı. Orkestraların arkasında bateri çalarak geçen dönem boyunca kendi sesini ve anlatmak istediklerini geniş kitlelere duyurma fırsatı bulamadı.

Hayatının bir tarafında mimarlık eğitimi, diğer tarafında ise müzik vardı. Zorlu öğrencilik yılları ve sahne tecrübesi zamanla Suavi’nin kendine özgü sanat anlayışını şekillendirdi.

Onu geniş kitlelerin tanımasında önemli dönüm noktalarından biri ise 1994 yılı oldu.

1994’TE “YALIÇAPKINI” İLE DİKKATLERİ ÜZERİNE ÇEKTİ

Suavi, 1994 yılında TRT ekranlarında düzenlenen Altın Anten yarışmasında “Yalıçapkını” adlı eserle sahneye çıktı. Kendine özgü görüntüsü, güçlü sesi ve yorumuyla dikkatleri üzerine çekti.

Yıllarca orkestraların arkasında bateri çalan sanatçı için artık başka bir dönem başlamıştı. Bu kez sahnenin gerisinde değil, mikrofonun önündeydi.

Suavi’nin yıllar içerisinde oluşturduğu ozan kimliği, yorumculuğu ve müzikal tarzı onu Türkiye’de kendine özgü bir yere taşıdı.

O SADECE BİR OZAN DEĞİL, AYNI ZAMANDA MİMAR

Bugün Suavi denildiğinde birçok kişinin zihninde beyaz sakalı, tok sesi ve kendine özgü yorumuyla bir ozan portresi canlanıyor. Ancak bu portrenin arkasında Kırıkkale’den çıkıp ODTÜ Mimarlık Bölümü’ne uzanan, öğrencilik yıllarında geçimini sağlamak için geceleri bateri çalan ve eğitimini büyük bir mücadeleyle sürdüren bir yaşam hikâyesi bulunuyor.

Kırıkkaleli sanatçı, bir taraftan mimarlık diplomasını alırken diğer taraftan yıllar boyunca müziğin mutfağında yetişti. Ankara’nın gecelerinde başlayan bateristlik serüveni, zamanla onu geniş kitlelerin tanıdığı Suavi’ye dönüştürdü.

Onun müziğinin arkasında yalnızca sahneler değil; Kırıkkale’de geçen çocukluk yılları, bir memur ailesinin sınırlı imkânları, Ankara’nın ayazında geçen geceler, uykusuz girilen dersler, çizim masaları ve yıllarca orkestraların arkasında verilen emek de yer aldı.

Bazı türküler yalnızca sesten doğmuyor. Suavi’nin hikâyesinde olduğu gibi, kimi zaman bir ömrün mücadelesinden, uykusuz gecelerinden ve yıllarca biriktirilen yaşanmışlıklardan süzülerek geliyor.

Kaynak: Haber Merkezi