3 Temmuz 1997'de Kırıkkale MKE Mühimmat Fabrikasında yaşanan patlamanın derin izleri acı bir hatıra olarak hafızalarımızda yer alıyor. Şehirde büyük bir deprem etkisi yaratan patlama, Kırıkkale tarihindeki en büyük felaket olarak nitelendiriliyor, bundandır ki üzerinden 28 yıl geçmesine karşın bu elim hadise, takvimler 3 Temmuz'u her işaret ettiğinde aynı tazelikle yüreğimizi burkmaya devam ediyor.

İşte! Öykü yazarı Yıldırım Türk de Türk Edebiyatı dergisinin Temmuz 2025 tarihli 621. sayısında yayımlanan "Şehrin Kırık Aynaları" adlı öyküsünde şehrimizi büyük bir yıkıma uğratan bu hadiseyi çarpıcı bir şekilde ve alışılmışın dışında bir teknikle ele alıyor.

Usta yazar Yıldırım Türk, öyküsünde tekdüze anlatımdan ziyade patlama anındaki hengâmeyi farklı bakış açılarıyla anlatmayı tercih ederek olayın etkisiyle âdeta hayalet bir şehre dönüşen Kırıkkale'yi panoramik bir şekilde görebilmemize olanak sağlıyor.

Kırıkkale'nin yeni yetenekleri ortak gururumuz
Kırıkkale'nin yeni yetenekleri ortak gururumuz
İçeriği Görüntüle

Öykü kahramanlarından -anlatıcılarından- kimi iş yerindeki çay molasında; "Bir süre çalışıp sabahın mahmurluğunu üstümden atınca çay molası saati de gelmişti. Arkadaşların bir kısmı içeri geçti. Bir kısmı elindeki işi bitirmek için uğraşıyordu. O esnada elektrik süpürgesiyle yerler süpürülürken aniden kulakları sağır eden 'Güümmm!' diye şiddetli bir patlama oldu. Hepimiz bir yana savrulduk. Atölyenin tavanında kocaman bir delik açıldı. Kimyasal maddeler bir anda parlayıp patlamaya başladı. Her yer yangın yeri..." kimi evde yatağında; "...Yaz tatili olmasa bu saate kadar uyutmazlardı beni. Hem bugün bisiklet de alacaklardı. Söz vermişlerdi. Beşinci sınıfa geçmiştim. Çatal, tabak ve çay kaşığının bardaktaki sesini duyuyordum. Yatakta sağa sola dönerken birden 'Boomm!' diye bir sesle ve sarsıldı. Odamın pencereleri yerinden sökülürcesine açılıp tüllerle birlikte duvara çarptı, sonra aynı hızla kapandı. Bütün camlar aşağı indi. Yüreğim ağzıma geldi. 'Annee!' diye ağlayarak yataktan fırladım. Tüp patladı sandım. Koşup anneme sarıldım. Onun da gözleri büyümüş, elleri titriyordu. Başımı okşarken 'Korkma, geçti!" diyerek çatallaşan sesini bastırmaya çalışıyordu..." kimi dükkânında; "... Bir anda dükkânın camları patladı. Avizeler koparcasına sallanmaya, raflardan ampuller, içi dolu kutular patır patır düşmeye başladı. Deprem oluyor sandım. Donup kaldım olduğum yerde. Masanın köşesine sindim. Dışarıdan belirsiz sesler geliyordu. Başımı hafifçe kaldırınca bu defa daha şiddetli bir patlamayla dükkândakiler yerle bir oldu. Ben yere kapaklandım. Kafam kabloların dizildiği rafa çarptı. Dizlerimi karnıma çekerek masanın altına girdim. Zafer Caddesi'ndeki belirsiz sesler yaklaştıkça belirginleşti. 'Kaçın, patlama oluyor!' sesleri çoğaldı. Kepenkler korkuyla peş peşe indirilmeye başlandı..." kimi de seyahat hâlinde yakalanıyor hadiseye; "...Balışeyh’ten sonra yokuşu tırmanınca tekrar dümdüz bir ova serildi önüme. Sağlı sollu verimli toprakların ortasından akıp gidiyorum yolcularla. Parça parça kalmış tarlalarda kavunlar, karpuzlar tatlanıyor; sararan ekinler biçilmeyi bekliyordu. Yolcuları kıramayıp yol kenarlarındaki tezgâhlardan domates, biber, kavun, karpuz almaları için duracakken karşıda mantar gibi yükselen siyah bir toz bulutu gördüm.'Bu da neydi Allah’ım!' diyerek besmele çektim. Gayriihtiyari vitesi küçülttüm. Yolcular arasında mırıldanmalar başladı. Gözlerini toz bulutuna sabitlemiş, kaygı ve merakla bakıyorlardı. 'Kaptan neler oluyor?' diyen telaşlarını, sesimi normalleştirerek 'Şimdi AŞTİ’deki arkadaşlardan haber gelir.' diyerek yatıştırmaya çalışıyordum. Ancak ulaşamıyordum onlara. Otobüsün gevşeyen direksiyonuna biraz daha yapıştım..."

Yıldırım Türk, "Şehrin Kırık Aynaları" öyküsü ile Kırıkkale'nin hafızasına ışık tutarken gerçeği ve kurguyu mahirce harmanlayarak iyiyi, kötüyü, doğru ve yanlışı da gözler önüne sermeyi ihmal etmiyor; bir yanda fırsatçılar, bir yanda iyi insanlar; "...Otobüsler, minibüsler, otomobiller sıra sıra dizilmişti yol boyunca. İnsanlar çoluk çocuk, araçlara yalvaran gözlerle bakıyorlardı. Ellerinde çantalar, battaniyelerle “Ne olur bizi de alın kaptan!” diye bağırıyorlardı. Kimi ücretsiz götürmek isterken kimi de fırsattan istifade en yüksek ücreti istiyordu. Kızılca kıyamet kopmuştu şehirde. Kapıları açınca bir anda dolmuştu koridoru da otobüsün. Herkes merakla neler olduğunu soruyordu. Yaklaşan ölümün kıyısından geçiyor gibiydik..."

"...Güç bela ulaştığımız köyde karşımıza çıkan ilk evin kapısını çaldım. Hanım ve çocuklar bir adım geride çekingen duruyordu. Beli bükülmüş bir nine kapıyı açtı, içeriden 'Kimmiş o?' diyen bir ihtiyar, bastonuna dayanmış, omuz üstünden bakıyordu. Tereddüt etmeden içeri aldılar bizi. Hâlimizden kim olduğumuzu, niçin geldiğimizi anlamışlardı. Akşama kadar haberleri kaygıyla seyrediyorlarmış. Gün boyu zaten birçok aile köylerine çat kapı gelmiş. Odanın başköşesindeki televizyondan patlamalar tekrar tekrar gösteriliyordu. Kendimize dışarıdan bir gözle bakıyoruz. Öğretmen olduğumu, buralarda gidebileceğimiz kimsemizin olmadığını öğrendiklerinde daha çok hürmet ettiler. Bütün ısrarlarımıza rağmen rahat etmemiz için evi bize bırakarak kendileri müştemilata geçtiler..."

Art arda gerçekleşen patlamalarla kısa sürede savaş alanına dönüşen şehirde asayişi sağlamak da hiç kolay olmasa gerek. Yazarımız öyküsünde hadise sırasında ve sonrasındaki asayiş ve güvenlik önlemlerini de bir komiserin gözünden şöyle anlatıyor: "...Esnafın her fırsatta 'Komiserim bir çayımızı için!' diyerek davet ettiği dükkânlar darmadağın olmuştu. Teyakkuz hâlindeyiz. Bütün izinler iptal edildi, izindekiler çağrıldı, çevre illerden takviye kuvvet geldi. Hemen şehrin giriş çıkışı belli noktalardan kontrol altına alındı. Caddelerde memur arkadaşlar köşe başlarını tutmuş, kuş uçurtmuyor. Biz devriye geziyoruz. Hayat, yanı başımızdaki Kızılırmak gibi sakin ve uzun aksa da zaman zaman böyle irili ufaklı patlamalarla kendini hatırlatıyordu. Çaresiz insanlar, terk edilmiş evler, tavanı çökmüş araçlar, kapı ve penceresi kırılmış dükkânlar… Hayalet şehre dönmüştü saatler içinde Kırıkkale. Bir gün önce alışveriş yapılan mağazalar, albenili vitrinler, güler yüzle dolaşılan caddeler, sohbet edilen çay ocakları bunlar mıydı? İnsanın gerçek yüzü böyle zamanlarda ortaya çıkıyordu. İyilikler ve kötülükler bir aradaydı. Aralıklarla patlamalar meydana geliyordu. Anonslarla vatandaşı şehirden güvenli bir şekilde tahliyeye, dışarıdan gelenleri şehre sokmamaya çalışıyoruz..."

3 Temmuz 1997'de Kırıkkale MKE Mühimmat Fabrikasında yaşanan patlama neticesinde tesislerde 1, şehirde de şarapnel tesiriyle 3 kişi hayatını kaybederken onlarca vatandaşımız da yaralanmıştı. Bunun yanı sıra 3 gün giriş - çıkışın yasaklandığı şehirde 40 bin konut ciddi hasar görürken onlarca iş yeri de hasar almıştı. Yazar Yıldırım Türk, yaşanan patlamaları ve üç günün ardından eve dönüşte şehrin kırık aynalardan yansıyan aksini de öykünün son bölümünde bir tablo gibi resmediyor; "... Arkamıza bakmadan boşaltmak zorunda kaldığımız şehrimize, terk ettiğimiz evimize üç gün sonra dönebildik. Çevreden fabrikaya doğru yaklaştıkça ekili tarlaların başında kara kara düşünen çiftçiler, hasarlı evler, hurdaya çıkmış arabalar, viraneye dönmüş iş yerleri gözüme çarpıyordu. Etrafıma baktıkça eskiyle yeni görüntüler aynı anda gözümün önüne geliyor, acaba yine patlama olacak mı korkusu beni rahat bırakmıyordu. Külden bir örtü serilmişti mahallemin üstüne. Patlamanın hiç bitmeyeceğini, başka yere göç edeceğimizi, arkadaşlarımı ve okulumu bir daha göremeyeceğimi düşünürken şimdi eve döndüğümüze inanamıyordum."

Sözlerimi bitirirken Kırıkkaleli bir edebiyatsever olarak usta yazarımız Yıldırım Türk’ü, şehrimizi derinden etkileyen bu elim hadiseye olan duyarlılığından dolayı tebrik ediyorum. "Şehrin Kırık Aynaları"nda yetkin bir dil kullanan Yıldırım Türk'ün, metinde özellikle farklı perspektiflerden yararlanıp olayı panoramik bir biçimde görmemizi sağlaması öyküye ezber bozan bir canlılık kazandırıyor ve böylelikle de yazar, okuyucuyu kısa sürede olayın tesiri altına almayı başarıyor. Bu vesileyle şehir hafızamızda "büyük felaket" olarak adlandırdığımız olay neticesinde hayatını kaybeden vatandaşlarımızı da rahmetle anıyor, benzer acıların bir daha yaşanmamasını temenni ediyorum.

Kaynak: Haber Merkezi