29 Eylül 2022 Perşembe
 
ANA SAYFA   KIRIKKALE WEB TV  
Haber Ara  
 
Hayata saygı duruşu
Hayata saygı duruşu
Tek hedefleri 5 yıl daha koltukta kalmak
Tek hedefleri 5 yıl daha koltukta kalmak
Yahşihan’ın Elektrik Altyapısı Güçleniyor
Yahşihan’ın Elektrik Altyapısı Güçleniyor
Kızılay Spor Kulübünde Çocukların Forma Sevinci
Kızılay Spor Kulübünde Çocukların Forma Sevinci
  YAZARLARIMIZ
ÇAKAL
02 Ağustos 2022 Salı Bu yazı 2925 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

İçine aldığı canlıların suda yaşama özelliği yoksa önce sağa sola çarparak akıntısına kaptırdığı, sonunda dibe doğru çekerek ciğerlerine su doldurup oksijensiz bıraktığı ve nihayetinde işi bittiği için serbest bırakıp adeta ne halin varsa gör dediği Kızılırmak’ın kenarında durdu.

            Buralar benim diye caka sattığı için ırmak boyunu iyi bilirdi. Nerede sığ bir alan var, neresi derin ve hatta neresi ayağını çelip alır gider iyi bilirdi. Öylesine bilirdi ki akıntıya inat giden balıkların nerde toplanacağını, nasıl avlanacağını yavrularına aktarırken bir defasında düşmüş ne çabalar sarf etmişti kurutulmak için.

            Emin olduğu sığ bir alana iyice yanaştı. Çamur veya bataklık olup olmadığını kontrol edip yaklaşık yirmi metre gerisinde duran üç yavrusuna işaret etti.

            Yavrular birbirini itekleyerek koşup yanına dizildiler. Yavruları gelene kadar birkaç yudum su içerek, yavrularının kana kana su içerken emniyet içinde olmaları için kafasını bir sağa bir sola çevirerek bekçilik yaptı. Yavrular iyice kandıktan sonra geri çekildi. Bu sefer kendi emniyetini alırken suyunu da içmeyi bitirdi.

            Irmak kenarında kendiliğinden yetişen çalılıkların arasından geçerken bedenine batan bir iki çalı dikenine dikkat etmelerini tembihledi ardından gelen yavrularına.

            Çalılıklar bitti. Dik kayaların olduğu taşların etrafından dolanarak zirveye varmaya çalıştılar. Patikaları da iyi bildiği için ona güvenen yavrularına zaman zaman durarak adeta talimat verdi.

            Sap boyları nerdeyse kendi boyları kadar olan ekin tarlası, arpa tarlası, yonca tarlası derken geniş düzlük bir alana geldiler.

            Böyle alanları asla sevmezdi. Kendini korumasız ve çıplak sayardı. Düz ve tek bir ağaç ve taş olmayan alandan çok çabuk geçmeleri için yavrularını ikaz etti. Adeta yarış yaparcasına önde anneleri ardında üç yavrusu koşmaya başladı.

            Nerdeyse birkaç metre kalmıştı bu ölüm bölgesi alandan çıvlama ve patlama arası bir ses geldi.

            Hemen ardında koşan yavrusunun yuvarlandığını kafasını arkaya çevirdiğinde gördü. Gördü ama duramazdı. Dursa iki yavrusunun canını tehlikeye atacaktı. Kendi canı önemli değildi belki ama iki yavrusu henüz çok küçüktü. Kendilerini arpa tarlasının içine attılar. Bir süre daha koştular ve durdular.

Aklı geride kalan yavrusundaydı.

Uzunca bir yarım daire çizerek tarlanın öbür ucundan burunlarını çıkardılar. Yavrularının görünmesini istememesi bir yana kardeşlerinin ne halde olduğunu görmemelerini istememesi bir yana “sokun kafanızı tarlaya çıkmayın sakın” dercesine kızdığını belli etti.

Kendisi yavaşça kafasını çıkarıp uzakta yerde çırpınan yavrusuna baktı.

Elinde kocaman tüfeği ile, kafasında yuvarlak bir hasır şapka, yeleğinin üzerine asmış oldu sıra sıra fişekler, pantolonun yan çeperi şişik, ayağında bez bir bot olan biri yaklaştı adeta define bulmuşçasına koşarak.

Yavrunun yanına geldiğinde tüfeğini tekrar doğrulttu. Nişan aldı. Yerde çırpınan yavrunun çıkardığı ses çalıları sağır eder yükseklikteydi. Ateş etmedi. Birden tüfeğini yere indirip, belindeki kasaturayı çıkardı. Güneşin etkisi mi yoksa yavrunun aydın yüzünün yansıması mı bilinmez kasatura parıl parıl parlıyordu.

Yavru yerde çırpınırken yaklaştı, ön ayaklarından biri ve arka ayaklarının ikisine birden bastı. Elindeki bıçağı vahşice yavrunun boynuna salladı.

Yavrusunun bu halini görmek istemeden annelik duygusuyla gözlerini kapatıp yana doğru kafasını çevirdi. Biliyordu ki saldırsa bu vahşi insanoğluna oda vurulacak ve geride iki yavru daha perişan olacaktı.

Bir müddet bekledikten sonra önce sağ sonra sol gözünü açtı. Yavrusunun olduğu bölgeye doğru gözlerindeki yaşlar tüylerine dökülerek baktı. Yavrusunun ayaklarından tutarak nerdeyse sürükleyerek alıp gidiyordu.

İşin korkunç yanı diğer iki evladı tüm olup bitenleri görmüşler ve onlarında gözlerinden yaşlar akarak nefretle bakmışlardı.

Burada yapılacak bir şey kalmamıştı. Evladı gözlerinin önünde önce vurulmuş, ardından parçalanmıştı. Bu hırsla iki yavrusunu peşine taktı ve köye doğru ilerledi.

Köye hakim bir tepede bulunan çınar ağacının köküne yaslandı iki evladı ile. Köye uzun uzun baktı. Karar aşamasında olduğu zamanlarda ki gibi hırıltılı sesler çıkarıyor, sırtını bir o yana bir bu yana ağaç köküne sürtüyordu.

Yavruları köye gitmeyi, o avcının evine girmeyi, çocuklarını parçalamayı, güçlerinin yettiği kadar ile tüm hayvanlarını telef etmeyi, güçleri yetmezse ağılın kapısını açıp hepsini salıvermeyi öğütlüyordu.

Yavrularının bu kinlerine aslında oda katılıyordu. Ama yine de bunun doğru olmadığına dair sesler beynine balyoz gibi iniyordu.

Ne kadar orada kaldılar bilmiyordu. Yavrularının iyice kesinleşen fikirlerine artık onay veriyordu. Hava alaca karanlık olmuştu. Akşamın kara karanlığı köyün üzerine çöküyordu. İnsanlar malını davarını ahırlara, ağıllara sokup, kümeslerinin kapısını kilitliyor evine giriyordu.

Köyün toprak yolunu kullanmak yerine evlerin duvarları arasından süzülerek tepeden gözlerine kestirip tespit ettikleri eve doğru ilerliyorlardı.

Nihayet önce tahta çitlerden atlayıp, hayvanların barınağına doğru ilerlediler. Burnu ve pençesi ile kapıları açtığında iki yavrusu içeri daldı. Tamda planladıkları gibi tüm hayvanları korkuttular ve adeta çil yavrusu gibi dağılmasını sağladılar. Tam kapıdan çıkarken bir hırlama sesi ile zembereklerinden boşalan inek, at, öküz, tavuk, keçi ve koyunlar dört bir yana koşuyordu.

Hatta evin sadık bekçileri köpekler bile ne olduğunu anlamamış, olanlardan korkmuş, deprem mi oluyor kaygısıyla onlarda harmanlık denen tepeye doğru seğirtmişti.

 Yavrular daha önceden kararlaştırdıkları gibi evin çıkış kapısından çıkarken saldırmak üzere duvar kenarına sinmişti.

Hayvanlara ait böğürme, meleme, ötme, anırma sesleri ile dışarıda ne olduğunu bilmeden tüm ev haklı dışarı fırlamış, her biri bir hayvanı yakalamak için peşlerinden koşmaya başlamıştı. Hatta öyle hızlı koştular ki kapıda pusu bekleyen yavrular saldıramadı bile.

Yavrular annelerinin içeri girmesi ile kapıda iki nöbetçi gibi beklemeya başladılar.

İçeri girdi. Koklayarak evin içinde şöyle bir dolandı ve ardından odanın ortasında beşikte gelen sesle bile uyanmadan yatan çocuğu gördü.

Ardından koşarak gelen yavrusunun nasıl yuvarlandığını, bıçağın nasıl parladığını, ön ayaklarından sürüklenerek kanı yerlere saçılan yavrusunu düşündü. Yavrusuna bunu yapan insanoğlunun beşikte yatan bebeğine doğru tüm kini nefreti ile burnunu uzattı.

Hızla kapıdan çıktığında iki yavrusu ardına düşmüş, geldikleri yoldan yine duvar diplerine sığınarak emniyetli bölge olan tepedeki ağacın dibine ulaşmışlardı.

Avcı ve tüm ailesi dağılan hayvanları toplamaya çalışmışlar yakaladıklarını tekrar barınaklara sokmaya çalışıyorlardı. Ama pek çok özgürlüğüne düşkün hayvan çoktan gözlerden kaybolmuşlardı. Belki yaban hayatı yaşar, belki bir başka insanoğlunun emrine girerlerdi. Ama avcıdan kurtulmuşlardı.

Ağacın kökü öyle kalındı ki anne ve iki yavrusu sırtlarını dayamış köye dönmüş hızlı koşmanın verdiği yorgunluk ile nefes alıp verir olmuştu.

Yavrulardan biri “Anne kardeşimizin intikamını aldın demi parçaladın demi onun evladını” diye nefes nefese sordu. Diğer yavrusu da kulak kabarttı.

Hiç sesini çıkarmadı. Bir süre öylece durdu. Ardından diğer yavru “Anne sana sorduk aldın demi intikamımızı”

Dişlerini sıktı, belli belirsiz ön ayaklarını yere vurdu, hatta kuyruğunu dikleştirip geriye biraz daha yaslandı.

Her iki yavruda köyü izlemeyi bırakıp, ay ışığının zifiri karanlığı deldiği sertlikte annesine dönmüştü.

“Hayır parçalamadım. Yavru suçsuz, yavru küçük, yavru masumdu.”

Yavrular ne olduğunu anlayamamanın ve intikam ateşinin ruhlarını sarması ile annelerine kızgınlıkla baktı. Ama anne yaptığından hiç pişman olmadan, gözlerinde damla damla yaş, köyün uzak evlerine bakarak ama yavruları duyacak şekilde

“Onlar yemeyecekleri, içemeyecekleri, hiçbir işlerine yaramayacak, postundan derisinden faydalanmayacakları biz hayvanları sırf zevk uğuna öldürürler. Ama biz sadece doyacağımız kadar avlanır, o kadarını yeriz.”

Yavrularının şaşkın bakışlarına gözyaşları damlayarak;

“Eğer ben o yavruyu parçalamış olsaydım o insanoğlu denen varlıktan farkım kalmayacaktı.”

ANKARA Temmuzun son günü…

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  YORUMLAR
ÇINAR  -  06-08-2022 - 13:30
Sonu çok güzel bağlanmış. Maalesef insan ve hırsı!!!
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Ahmet ULUSOY
Hidayet DOĞAN
Rabia Saylam TAŞDEMİR
Sami GÜLER
Dede BULUT
Şevket ÖZSOY
Erol Serkan KILIÇ
Yener KAZAN
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  28 Eylül 2022 Çarşamba
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net