29 Eylül 2022 Perşembe
 
ANA SAYFA   KIRIKKALE WEB TV  
Haber Ara  
 
Hayata saygı duruşu
Hayata saygı duruşu
Tek hedefleri 5 yıl daha koltukta kalmak
Tek hedefleri 5 yıl daha koltukta kalmak
Yahşihan’ın Elektrik Altyapısı Güçleniyor
Yahşihan’ın Elektrik Altyapısı Güçleniyor
Kızılay Spor Kulübünde Çocukların Forma Sevinci
Kızılay Spor Kulübünde Çocukların Forma Sevinci
  YAZARLARIMIZ
Tezat yaşam
01 Temmuz 2022 Cuma Bu yazı 2786 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Ekranlardan veya günlük gazetelerden siyaseti ve gündemi takip ediyoruz. Adını bile zikretmek istemediğim bazı gazete ve kanallara bakarsanız güzel ülkem bitmiş, iflas etmiş, açlık susuzluk her yeri sarmış durumda. Herkes ne ısınacak odun kömür, ne doğalgaz bulabiliyor. Hatta elektrik düğmesini bile çeviremiyor, marketten bırakın peyniri zeytini bir paket makarna alamıyor. 

 

Halk ekmek kuyruklarında başı dönen ihtiyar düşüp hastaneye kaldırılıyor. Daha da dramatik olanı ambülans bu kişiyi almaya geldiğinde “Sıramı kaybetmedim değil mi? Beni ekmeğimi ayırın başka param yok” dediğinde malum kanalın haberi sunan veya yorumu yapanının gözleri yaşarıyor. 

 

Daha da ileri gidiyor ve hastayı almaya gelen ambülansın sürücüsü ve yurtdışına kaçmayan birkaç doktordan biri olan görevlileri de evlerine götürmek için ucuz buldukları bu halk ekmekten alıp ambülansın bir köşesine sıkıştırıyor. Bitmiş Türkiye. Ne ihtiyarı kamış ne genci. Herkes tükenmiş.

 

            Ha karşı cephedeki gazete ve ekran yorumlarına bakarsanız herkes denize bakan yalılarında cam kenarında tuzlu fıstık eşliğinde viski yudumluyor. Ardından lüks aracına binip kahvaltı için Paris’e uçmak için özel uçağına binmek üzere havaalanına gidiyor.

 

            Her ikisi de gerçeklerden uzak. 

 

            Her iki kesimin gazeteleri de gazetecileri de siyasallaşmış. Siyasetçi kendi düşüncesini empoze için seçmenin at gözlüğü ile aynı yöne bakmasını ister ki etrafındaki olup bitenleri görmesin. Onları anlamak daha kolay çünkü onların işi budur yani siyasettir işleri.

 

            Peki ya gazetecilere ne demeli. Hani halkın haber alma özgürlüğünün teminatı ve dürüst insanlardı ne oldu? Haber ve yorumlara bakarsanız mecliste görev yapan veya partilerin illerdeki siyasi kanatlarındaki yöneticilerden çok daha fazla siyasallaşmışlar da kendilerinin haberi yok. Yâda haberleri varda o kuklaların iplerini oynatanlar böyle istiyor.

 

            Dünyayı saran covit 19 salgınının da tetiklemesi ile küresel bir ekonomik kriz her toplumu etkiledi. Süper güç denen ülkelerde bundan etkilendi, Afrika’nın en ücra yerindeki kabilede. 

 

            Elbette doğal olarak ülkemizde etkilendi bu krizden. 

 

            Kimsenin yaşamı çok kolay devam etmiyor. Sağlığın yanında insanların alışkanlıklarını da etkiledi. 

 

            Birileri pazardan alacağı sebze meyveleri azaltmak zorunda kaldı. Haftada aldığı eti sütü yumurtayı azalttı. Kombiyi de kıstı, arabaya binerken birazda yürümeyi tercih eder duruma geldi. Buna kimse hayır öyle değil diyemez. Evet maaşlarda arttı ama herkes maaşlı çalışmıyor. Kimi esnaf, kimi işsiz, kimi günübirlik kazandıkları ile evine ekmek getiriyor. 

 

İhtiyaç sahiplerine tabi ki sosyal devletin yapmış olduğu yardımın daha etkili olması lazım. Daha bir eşit ve sağlıklı araştırma yapılmalı ve gerçek ihtiyaç sahibi tespit edilmelidir. Hak edene mümkünse balık tutmak öğretilmeli ama eğer o balığı tutacak mecali yoksa yardım seviyesi asgari ücret seviyesi kadar olmalı ki eşit bir yaşam sürsünler onlarda. 

 

Makul fiyat artışı her alanda oluyor ve doğal olarak küresel etki ile bunun önüne geçmek mümkün değil. Ama astronomik fiyatlarla fakir fukarayı ezen anlayıştaki lobinin başının da ezilmesi devletin görevidir ve yapmalıdır.

 

Tüm bunlara yok öyle değil demek mümkün değil.

 

Şimdi gelelim karşı tarafa. 

 

Bir ihtiyaç için çıktım sokağa. Her zaman ki yakın marketten başladım arama. Market kalabalık. Oradan bir başka markete, oradan da başka marketlere!

 

Hepsinin ne denli kalabalık olduğu market arabalarının birbirine çarpması ve kasadaki yoğunluktan belli oluyor. 

 

Bu vesile ile bölgenin en büyük alışveriş merkezine gitmek duruma kaldım. 

 

O AVM içerisinde sinemalar dikkatimi çekti. Evlatta tatilde. Dedim ki güzel bir filim ile karnesinin pekiyilerini ödüllendirelim.

 

Ertesi gün aldım yavrumuzu yanıma vardım yine. Dünkü tatil gününden nerdeyse daha kalabalık bir kontrol sırası var. Dedim yoğunluk buradadır. Birikme olmuştur. Ama öyle olmadığını yürüyen merdivenlerdeki yoğunluğun nerdeyse sırayla binmesinden açığa çıkmaya başladı.

 

En üst kata çıktığımızda sanırım 12 salonu olan sinemaların gişesinde yaklaşık yüz kişilik sıra var. Bekledik bizde. Sıra geldi biletimizi aldık. Güzel bir Türk yapımı animasyon filimi izledik. Yapanlardan bir Türk olarak gurur duymamak elde değil. Yabancı emsallerinden fazlası var eksiği yok.

 

Çıktık salondan ve hadi namaz kılalım da sonra da günü yemekle sonlandıralım dedik. Vakit ikindi.

 

Üst kata çok güzel bir Mescit yapmışlar. Kim düşündü ve kim emek verdiyse cennette mekânı olsun. Lavabosundan şadırvanına mescidine kadar güzel düşünülüp emek verilmiş. O kalabalık burada elbette yok. Birkaç kadın ve birkaç erkek kendilerine ayrılan mekânlarda ibadet ediyorlar. Bunu ben namaz kıldım diye yazmıyorum aman ha bilgi amaçlıdırJ J

 

Ve indik bir kat aşağıya.

 

Bakın merak eden bir gün gidip baksın. Belki yüze yakın farklı firmaların ve özel olduğunu düşündüğüm kişilerin yemek firmaları var. Her damağa hitap edecek, sıcak yemek ve hazır yemek ayrıca tatlısı, pastası, dondurmacısı aklınıza ne geliyorsa yemek dükkânları var.

 

Abartısız söylüyorum yüzlerce belki de binlerce sandalye ve masa var. Koca bir kat boydan boya bu işe tevdi edilmiş. Her dükkânın önünde bazılarında beş on kişi bazılarında yirmi otuz kişi sıra var. Yemeğini alan masalarının boşalmasını bekliyor elinde yemeği ile. Kimi ayaküstü yemeğini yiyor.

 

Eminim Kırıkkale’de aynıdır.

 

Mahşeri kalabalık içinde seçicilik hakkımızı kullanmak için bir ileri geri tur attık. Elbette bir gözümüz fiyatlarda. Bir kişinin karnını doyuracağı hiçbir çeşit elli liradan aşağı değil. Bir porsiyon yemek yüz lira iki yüz lira olanlar var. Yiyeceği içeceği tatlısı derken dört kişilik bir aile gelse buraya epey bir parayı bırakarak çıkmak zorunda kalır.

 

Şimdi salgın hastalık dolayısıyla bu kalabalık neyin nesi diyeceğiz ama bizde girdik o girdaba. Vaka sayısı tekrar artıyor ama hepimiz ağızımız burnumuz açık yeme içme peşinde koştuk.

 

Asıl konu ise;

 

Hani bittik, öldük, battık edebiyatı. 

 

Valla çoluk çocuğunu alan hafta içi olmasına rağmen kapmış gelmiş. İğne atacak yer yok. Kişiler ayda birde yapmıyor bu işi. Yesinler afiyet bal olsun. Ama bittik Türkiye battı diyenler buraları görmüyor mu? Buraya kimsecikler otobüsle gelmiyor. Taksilerin biri gelip biri gidiyor. Kapalıda zaten yer yokta açık otoparkta bile üç tur attık yer bulmak için. Hani benzin fiyatı, hani gaz parası, hani su ve özellikle artan elektrik parası ne oldu.

 

Herkesin kesesi kendine özeldir. Hela olsun yesinler. Kazanıyorsa yemesini de elbette bilecek.

 

Başta dedim yardıma muhtaç olanı, isterken yüzü kızaranı birçok. 

 

Ama bir o kadar rahat yaşayanı, istediğini az kısıtlamış olsa bile yiyeni içeni de var. 

 

Demek ki “Ne bittik tükendik” diyenler doğru ne de “viskinin yanında çikolatanın markasını beğenmiyorlar” diyenler doğru. 

 

Herkesin doğrusu kendine.

 

Efendim bu yazı siyasi bir amaçla da yazılmamıştır. Biz siyaseti yaptık, seçmeyi seçilmeyi siyaseti yaptık koyduk kenara. 

 

Şimdi öncelik vatan, millet, devlet, bayrak, diyanet konusu olunca siyasetin dışında diyeceğimizi der kim bunları öncelerse onun yanında oluruz. Kim ki bizi dikkate almazsa… Güler geçeriz.

 

Kimse öküzün altında buzağı aramasın. Yalansa yalan deyin. Ortada duranlara sözüm elbet olmaz. Ama ayrı iki uçta siyaset yapacağım diye yalan söyleyenlere bir hatırlatmam var.

 

Hz. Peygamber'in yanına biri gelir ve şöyle sorar "Ey Allah'ın Resulü! Müslüman içki içebilir mi? Hz. Peygamber (sav) "içebilir (yanılabilir, günaha girmiş olabilir)" der. Müslüman hırsızlık yapabilir mi diye sorar. Peygamberimiz (sav); "yapabilir" der. Müslüman zina yapabilir mi diye sorar. Efendimiz "evet nefsine uyup kötü bir şey olduğu halde yapabilir" buyurur. Bunun üzerine adam sorar "Peki, yalan söyler mi" der. İşte o anda sırtını dayamış olan Hz. Peygamber doğrulur ve hiddetle şu cevabı verir; "Hayır! Müslüman yalan söylemez." Yalan söylemeyi zina kadar, içki kadar, hırsızlık kadar ağır sayıyor peygamberimiz.

 

Anlayana!

 

Hürmetle…

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Ahmet ULUSOY
Hidayet DOĞAN
Rabia Saylam TAŞDEMİR
Sami GÜLER
Dede BULUT
Şevket ÖZSOY
Erol Serkan KILIÇ
Yener KAZAN
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  29 Eylül 2022 Perşembe
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net