01 Aralık 2020 Salı
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Çelebi'ye Hastane Müjdesi
Çelebi'ye Hastane Müjdesi
Sen de söz ver rekor gelsin!
Sen de söz ver rekor gelsin!
KOOP-DES MAL ALIMLARI YAPILDI
KOOP-DES MAL ALIMLARI YAPILDI
Tesisler Dezenfekte Edildi
Tesisler Dezenfekte Edildi
  YAZARLARIMIZ
KISSADAN HİSSE
29 Ekim 2020 Perşembe Bu yazı 2774 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Her şakada bir parça hakikat payı vardır. Her fıkrada da biraz gerçeklik payı bulunur. Bazen çok uzun bir hakikat, kısa bir kıssa ile ifade edilebilir. Edebî tabiriyle “kıssadan hisse almak” isteyene çok hakikati en kısa yoldan ifade eder. Malum, bugünlerde yine Avrupa’nın o meşhur İslâm düşmanlığı damarı depreşmeye başladı. Fransa ve onun, zihinsel gelişimini daha tamamlayamamış çocuk ruhlu lideri Macron, akıl ve iz’anla izahı mümkün olmayan söz ve fiillerine her gün bir yenisini ekliyor. Dışardan bakınca, bir devlet başkanı nasıl böyle zırvalar dememek elde değil. İzahı zor olan bu söz ve davranışlarını bir psikoloğa sorsak bize yüzlerce sayfada ancak anlatır. Vaktimiz ve yerimiz dar. Belki gelen fıkra bu kişinin psikolojisini kısa ve öz olarak ifade edebilir; Ermeni anne oğlunu, Türklerle savaşmak üzere cepheye gönderirken öğüt veriyormuş: “Türkleri üçer üçer öldür. Üç tane Türk öldür, sonra biraz dinlen. Sonra üç tane daha öldür biraz dinlen. Kendini fazla yorma”. Oğlu, “anne, ya ben onları öldüremeden onlar beni öldürürse ne olacak?” diye sormuş. Annesi; “o nasıl söz oğlum! Türkler seni niye öldürmek istesinler ki?”

Peygamber efendimize karşı, Dinimize karşı, Türklere ve Türklüğe karşı en ağır hakaretleri ediyor. Her türlü platformda Türkiye aleyhine akla hayale gelmedik engelleme, ittifak, ambargonun içinde oluyor sonra Sayın Cumhurbaşkanımız kendisine diplomatik lisanla geri zekalı deyince “bu Türkler benden ne istiyor da böyle hakaret ediyor” diyerek büyükelçisini istişarelerde bulunmak üzere Fransa’ya çağırıyor. Müslümanlar Fransız mallarını boykot etmeye başlayınca “bu Müslümanlar da bizden ne istiyor ki mallarımızı boykot ediyor? Hükümetler bunu engellemeli” diyebiliyor. Aynı fıkradaki Ermeni anne gibi sürekli kendileri hâkim durumda olup bizleri aşağılayacaklar, öldürecekler, malımızı gasp edecekler. Bizden ve alem i İslam’dan hiç karşılık verilmeyecek. En ufak karşılık verince beyinleri sulanıyor, devreleri yanıyor. Bunların karşısında eli mızraklı gariban Afrikalılar olacak, bunlar da ateşli silahlarla bu mazlumları öldürecekler, ülkelerini işgal edecekler, mallarını yağmalayacaklar, sonra da efendi rollerinde ortalıkta dolaşacaklar. En küçük bir itiraz ve mukavemete tahammülleri yok. Dünya değişti, Türkiye değişti takvimler çok değişti ama bunlar hâlâ kollarındaki saate bile bakmıyorlar. Asırlar geçiyor, şartlar değişiyor ama bunlardaki bu mütekebbir, mağrur haçlı ruhu değişmiyor.

Mesnevi’de, değişik şekilde nakilleri olan bir akrep-kurbağa hikâyesi var. Bir yerde su yükselmeye başlamış. Bir adacıkta mahsur kalan akrep; bir kurbağaya, kendini kurtarması için yalvarmış; “Ne olur beni sırtında karşıya çıkar”. Kurbağa demiş; “sen beni yarı yolda sokar öldürürsün, sana nasıl, güvenebilirim, nasıl yardımcı olabilirim?” Hikâye uzun... Akrep yemin billah kurbağayı ikna etmiş. Kurbağa, akrebi sırtında karşıya geçirmiş, tam indirirken akrep kurbağayı sokmuş. Kurbağa can çekişirken akrebe; “hem kalleş hem alçaksın. Neden yeminini, sözünü tutmadın, iyiliğime kötülükle mukabele ettin? Bari ölmeden bunu söyle” demiş. Akrep, “benim karakterim bu, yaratılışım bu. Bunu değiştiremem, senin yaptığın iyilikle bunun alakası yok” cevabını vermiş. Akrebin yerine al Fransız’ı, Yunan’ı, Ermeni’yi Amerika’yı hülasa haçlı zihniyetli bu zorbaları koy. Huyları, karakterleri hep aynı. İstediğin kadar iyilik yap, sırtında taşı, güven, inan. En küçük bir menfaat karşılığında anında satıp arkadan vurmaya hazırlar. Bizden gelecek en ufak bir itirazı anlamakta da zorluk çekiyorlar. Dünya, artık eski Dünya olmadığı gibi Türkiye de artık sizin parmak sallayarak hizaya getireceğiniz bir ülke değil.

Mazlumun yanında, haklının arkasında, fakir halkların gönüllerindeyiz. Bizim de huyumuz, karakterimiz, tıynetimiz bu. Alem i İslâm’daki Türk muhabbetinin sebebi de bu. Asırlara dayanan bir tecrübeyle sabittir ki Türk’ten zarar gelmez, Türkler arkadan vurmaz, Türkler kendi zararına da olsa haksızın mazlumun yanında olur, düşene vurmaz, açı doyurur, açığı giydirir. Sadece Müslümana değil, her millete karşı davranışı budur. Tarihte bunun istisnası yoktur. Osmanlı’ya hasretin sebebi de bu. Temiz sinelerdeki bu samimi dua ve talepler, bu ülkeyi yine layık olduğu mevkie taşıyacaktır biiznillah.

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Erol Serkan Kılıç
Hakan Öztürk
Yener Kazan
Şevket ÖZSOY
Pınar Taşçı YIKILMAZ
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  01 Aralık 2020 Salı
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net