04 Ağustos 2020 Salı
 
ANA SAYFA FOTO GALERİ KIRIKKALE WEB TV İLÇE-BELDE HABERLERİ
Haber Ara  
 
Trafik Kazaları 13 Yaralı
Trafik Kazaları 13 Yaralı
Acemi Kasaplar Hastanelik Oldu
Acemi Kasaplar Hastanelik Oldu
Ev Dezenfekte Edildi
Ev Dezenfekte Edildi
Ölüm Genç Yaşta Yakaladı
Ölüm Genç Yaşta Yakaladı
  YAZARLARIMIZ
GÖNÜLLERİN SULTANI HZ.MEVLÂNÂ - 2
17 Aralık 2013 Salı Bu yazı 37121 kez okunmuştur.
 
  
Yazı boyutu : 13 Punto 15 Punto 17 Punto 19 Punto

 

Tasavvufta birçok makamları aşmış, şeyh ve mana eri olarak ömründe Mevlânâ’dan başka kimseye de değer vermemişti… Sözünü sakınmaz, hatta alaycı ve kırıcı bir mizaca sahip olan bu pir-i fâni sizce kimdi dersiniz?!..

Sırlar Aleminin Sultanı!..

            Azeri Türklerinden, arif olduğu bilinen Melikdadoğlu Ali adlı birinin oğlu… Tebriz’de doğmuş, orada büyümüş… Küçük yaşından beri değişik halleri, üstün yaratılışı ile dikkatleri üzerine çeken bu kişinin adı; Şemseddin, nam-ı meşhur Şems-i Tebrizi!.. Sırlar aleminin sultanı, Tebrizli Şems!..

            “Herkes kendinden, kendi şeyhinden bahseder, ona nisbet iddia ederek, hakikat yolunda kendisine bir bağ kurar. Hâlbuki bize, bizzat Allah Resûlü, mânâ âleminde hırka giydirdi… Bu hırka, sohbet ve hakikat hırkasıdır. Öyle bir sohbet ve hakikat ki, zaman ve mekânın üstünde… Ne dünü var, ne bu günü, ne de yarını… Aşkın, zamanla, mekânla ne işi var?!..” diyen Tebrizli Şems!...

            İlâhi Aşkın Sırları…

         Şems’le Mevlânâ, bu iki dost; bir buçuk yıldır ilâhi aşkın sırlarını medresede can sohbetlerinde birlikte tadıyorlardı… Mevlânâ, artık alemi başka bir gözle, can gözüyle görmeye başlamıştı… Şems, Mevlânâ’ya “semâ”nın zevkini tattırmıştı… Semâ, aşığın gıdasıydı. Semâ’da sevgiliye kavuşmanın tatlı hayali vardı…

            Mevlânâ, artık gerçek dostunu bulmuştu!.. Dostluk için de şöyle söylüyordu: “Gerçek dost, Allah gibi mahrem olmalıdır. Dostun çirkinliklerine, hoşa gitmeyen hallerine tahammül etmeli, hatasından incinmemelidir. Nitekim rahmeti bol olan Mevlâ, kullarının ayıplarından, günahlarından, kusurlarından dolayı onlardan yüz çevirmez…”

            Şems Denen Bu Adam da Nerden Geldi?!..

         Konya halkı tarafından çok sevilen, vaazı, dersi, hararetle dinlenen  Mevlânâ’nın böyle birdenbire ortadan kayboluşu, medreseyi, öğrencilerini terk edişi, müritlerine yüz çevirişi, herkesi tedirgin etmiş, üzmüştü… Buna sebep olan Şems’e de içten içe kin besliyorlardı… “Bu ne haldir? Şems denen bu derviş geldi, Mevlânâ’yı bizden alıp, başka bir âleme sürükledi. Bu Şems dedikleri adam kimdir ki, bunca yıllık müritlerinden soğutsun! Olacak şey mi bu?..” sözleri çarşıda-pazarda konuşuluyor ve bu sözler, günden güne Konya’da kulaktan kulağa yayılıyordu…

            N’olur Gel!..

            Şems’in kayboluşu, can dostunun ani gidişi, Mevlânâ’yı can evinden yaralamıştı. O’nun gitmesine sebep olanlara kırgındı… Hücresine kapanmış, hicranının ateşinde yanıp, kavruluyordu… İçindeki volkanın aleviyle “Gel, gel!..” diye inliyor, aşk dolu en içli gazellerini yine O’nun için yazıyordu:

            “Ey gönlümün nuru gel!

              Ey dileğim, ey maksadım, gel!

              Ey seven, ey sevilen

              Bilirsin ki yaşamamız senin elinde…

              Sıkıntı etmeden n’olur gel,

              İnat etmeden gel…

                        …..

              Ey Tebrizli Şems

              Gel, çabuk gel, n’olur

              Dur!.. Hayır deme,

              Sana evet-hayır demek yakışmaz,

              Gelmek yaraşır…”

            O Geliyor, O!..

         Mevlânâ’nın bu feryadı, bu yakarışı Şam’da bulunan Şems’e kadar ulaştı… Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled, yirmi adamıyla Şems’i  Şam’dan alarak, Konya yoluna koyuldu…

            1247 yılının Mayıs ayının sekizinci günü… Konya’da baharın en güzel günleri…  Meram, Meram olalı böylesi bir gün hiç yaşamamıştı ömründe!.. Güller rengârenk her bir yana hoyratça açmış. Al, al… Ey sevgili; gel, beni kokla, beni al, beni al diye… Bülbüller en güzel nağmelerini bestelemekle meşguller güle…  Konya’da şenlik var,  Konya’da bahar var!.. Ama asıl şenlik, asıl “bahar” Mevlânâ’nın Medresesinde, Mevlânâ’nın gönlünde!..

            Şems’in gelişini haber veren müjdeciye , üstünde başında ne varsa vermiş: “Daha ne varsa verin!..” diyor ve en güzel gazellerini O’nun için söylüyordu:

            “Yollara sular dökün,

              Bahçelere müjdeler verin…

              Bahar kokuları geliyor,

              O geliyor, O…”

            Tellâller (haberci) caddelere, sokaklara dökülmüş var güçleri ile bağırıyor: “Şems geliyor!.. Şems geliyor!..”  Ve… Şems, tekrar Konya’ya geldi… Mevlânâ coşmuş, kükremiş aslan gibi!..

            Ve… O Geldi!..

            “Geldi dostlar,

              Güneşim, Ay’ım geldi…

                    ……

              Başım sarhoş,

              İçim bir hoş bu gün…

              Sabahlara dek öldüğüm,

              Bir demet gül gibi yoluna döküldüğüm,

              Servi hıramanım geldi…

                      ……

              Dert dindi, acılar unutuldu, birer birer,

              Şu er,

              Şu güle benzeyen

              Ne bileyim şekere, bala benzeyen,

              Cananım geldi…

              Ey Tebrizli Şems!..

              Ey gözümdeki nur,

              Beni benden aldılar bu gün,

              Kurulsun dernek-düğün…”

           

            Mevlânâ, Şems’i Evlâtlığı Kimya Hatun’la Evlendirdi…

 

         Mevlânâ, bu sefer Şems’i Konya’da devamlı alıkoyma kararında idi. Yanında büyümüş, iyi bir terbiye almış, küçük yaşından beri kendi evlâtlarından hiç ayırmadığı, güzel evlâtlığı Kimya Hatun’u Şems’le evlendirdi… Fakat evlilikleri uzun sürmedi. Kimya Hatun aniden rahatsızlandı. Kısa bir süre sonra da vefat etti.  Kimya Hatun’un ani ölümü, O’nu çok seven Şems’i perişan etti… Odasına kapandı. O’nu tek teselli eden Mevlânâ idi!...

            Nifak Kazanları…

            Şems’in Mevlânâ’nın yanındaki varlığından, hoşnut olmayanlar, kin ve nifak kazanlarını yeniden kaynattılar… Şems’i çekemeyenler, rahatsızlıklarını yüksek sesle söylemeye başladılar. Bu rahatsızlıklar, Mevlânâ’ya kadar ulaştı.  Şems, Mevlânâ’nın kendi yüzünden daha fazla acı çekmesini istemedi. Bir daha ortaya çıkmamasına aniden gözden kayboldu! Derler ki sırroldu!..

 

 

 

            Hamdım, Piştim, Yandım…

 

         “Üç sözden öte değil,

              Bütün ömrüm şu üç söz:

              Hamdım, piştim, yandım!..” diye hayatını özetleyen Mevlânâ, 17 Aralık 1273 Pazar günü “Sevgililer Sevgilisi”ne kavuştu. Cenaze namazını Mevlânâ’nın vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı… Ancak Sadreddin Konevî, çok sevdiği Mevlânâ’yı kaybetmeye dayanamayıp, cenazede bayıldı. Bunun üzerine cenaze namazını Kadı Sıraceddin kıldırdı.

            Ve… Düğün Günü!..

         Mevlânâ, ölüm gününe “düğün günü” veya “gelin gecesi” manasına gelen “Şeb-i Arûs” diyordu!.. Şeb-i Arûs, ‘seven’in ‘sevgili’sine kavuştuğu gün!.. Söylediği bir gazelde: “Öldüğüm gün, tabutumu omuzlar üzerinde gördüğün zaman, bende bu cihanın derdi var sanma… Bana ağlama, yazık yazık, vah vah deme…” diyen Mevlânâ; yüzyıllar ötesinden sevenlerine şöyle sesleniyordu:

            “Ölümümüzden sonra, mezarımızı yerde aramayınız!.. Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir…”

            Selâmların en güzeli ile binlerce selâm sana, ey yanmış gönüllerin sultanı!..

 

BİTTİ..

Bu yazıyı paylaş      Sayfayı yazdır    
  YORUMUNUZU YAZIN
Isminiz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
 
  
Açiklama :

Yorum yazarken lütfen küfür, hakaret ve suç unsuru teskil edecek ifadeler kullanmayiniz. Bu tür yorumlar editörlerimiz tarafindan onaylanmamaktadir.

  
  YORUMLAR
ANIL ASLAN  -  14-01-2014 - 01:01
Elinize sağlık hocam yazılarınızı yakından takip ediyorum ... yeni yazınızıda dört qözle beklyrm...
  
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  
   
 
YAZARLAR Tüm Yazarlar
Erdal Geyikçi
Başar Özdemir
Ahmet Tarlabölen
Fazlı GÜVENTÜRK
Kırlangıçoğlu Oktay
  
 E-GAZETE E-Gazete Arşiv
  04 Ağustos 2020 Salı
  
  
 ÇOK OKUNANLAR  
  
 
Sitemizden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tüm hakları saklıdır. 2010 - Tasarım ve kodlama :kergisi
Tel : 0318 224 34 34  -  E-mail : bilgi@kalehaber.net